Zamanın Ötesine, Bilge’ye Sesleniş |
||
|
“Bakarak değil hissederek görmeyi öğreten Bilge Civelekoğlu Friedlaender Anısına” Zamanın o engin ve dipsiz lacivertinde, şu anımdan oldukça uzaklara doğru süzülen anılara yeniden erişme çabasıyla yazıyorum. Senin, en derinlerime işleyen aydınlık ve keyifli bir rüzgâr gibi hayatıma hızlıca dokunup, ardında asla silinmeyecek izler bırakarak geçip gittiğin yıllara ve anılara erişme çabası bu. Isabel Allende’nin benzetmesiyle bir nevi el yordamıyla yazıyorum. yazının devamı… |
||
|
|
Kırmızı Soğanlı, Brokoli ve Nohut Salatası; Sil Baştan… |
||
|
|
||
Abrakadabra: Ege’den Akdeniz’e Bir Yolculuk Hikayesi… |
||
|
|
||
Buzlu Tea Latte & Birinin Elinden Tutacağını Bilsen Kendini Boşluğa Bırakır mıydın? |
||
|
|
||
Olympos; Kadim Dost… |
||
|
|
||

Kas, kas zarı, tendon, diz kapağı gibi bilumum gergin ve küskün varlıkları rahatlatmak için çilekeş bir yüz ifadesiyle “foam roller”la debelendikten ve mini esne-uzat-rahatlat seansından sonra, kabaca üç saatlik rutinimin on dakikalık ısınma dilimini, kulübün, gökyüzünü görebileceğim en havadar köşesindeki koşu bandında, bir nevi evrimleşme süreci misali yavaştan hızlıya doğru ilerletiyorum; denizden karaya yavaş ve temkinli adımlarla çıkıyor, ardından kulağımdaki oldukça motive edici müziklerle uçmaya hazırlanıyorum.
Gün oluyor, devran dönüyor. Güneyden kuzeye uzanan yolların sonunda İstanbul’a çıkıyor sokaklar yine. İkibinyüz küsur kilometreler ve onlarca deniz mili ile arşınlanan yolculuğa bir de içsel olanını ekleyince, hesaplanamaz oluyor yaşananlar. Hele ki kelimelerle fotoğrafları birbirleriyle konuşturmaya kalkışınca, 88 megabyte’lık, 620 x 29290 piksellik bir hikaye çıkıveriyor ortaya. Öyleyse daha fazla söze ne gerek. Başlasın yolculuk bir ucundan…
Zaman 2 Mayıs 2011 diyor. O günlerde Arda hocanın deyimiyle kulüpte kimsenin yapmadığı sporu yapıyorum. Adeta quadriceps’ler ve hamstring’ler sarıyor dört bir yanımı. Lakin serde delilik var, yetmiyor, hep daha yenisi, hep daha farklısı, hep daha zoru derken, türlü cambazlık ve maymunluk peşinde koşuyorum. Yaptığım şeylerin kıyısında köşesinde bir tutkuyu ateşlemezsem, eğlence ve keyif rüzgârlarının üzerime esmesine izin vermezsem olmaz.
Bir yolculuk daha fotoğrafların gerçekliğince geçmişte kalırken ve Olympos’a dair hislerimi anlatacak kelimeler çok yavan gelirken, geçtiğimiz haftadan beri aralıklarla devam eden hummalı bir çalışmanın sonunda çiziktirdiklerimin yüksekliği 20.000 piksellere varınca tamamdır artık diyorum. Sizlerle paylaşmanın zamanı geldi. İşte Olympos’a dair keyifle çiziktirdiklerim…




