
Ve koca bir yıl geçer… snOw eggs ilk yılını geride bırakır. Blog yazma süreci açısından değenlendirirsem hayır, rüzgar gibi geçmedi:)
Emek, zaman, sabır, sezgi, kabullenme, paylaşma, destek olma, satır aralarını okuma, keşfetme, içtenlik, adalet, mütevazilik gibi kavramları ve en önemlisi kendimi yeniden tekrar tekrar masaya yatırmama sebep olacak kadar teşrik-i mesaide bulundurdu:)
Nedir bu kelimeye olan tutkum, nasıl bir çekimdir aramızdaki? Çoğu zaman bir şeyi diğerine tercih etme sebebim. Alışveriş boyunca raflarda duran onlarca aynı ürünün arasından üzerinde yazılı olduğu şeyi hemencecik gözüme gönlüme iliştiriveren. Duyduğumda, gördüğümde ve hatta ortaya çıkma olasılığını hissettiğimde bile yüreğimi sular seller gibi çoşturan. Her gün hayatımın içinde ona dair bir keşif arzusu ile yanıp tutuştuğum…
Aman Tanrım! Kaç yıl olmuş? Neredeyse 20′den fazla mı? Yok canımmm, ben o kadar oldum mu? Ol’madım ama yaşça oldum galiba. O küçücük, suratsız halimle bile çok beğenmiştim; özellikle John Travolta ve Olivia Newton-John’un son sahnelerde lunaparktaki dansları o kadar etkilemişti ki, aradan geçen yıllarla pek çok şey unutuldu ama siyahlar içindeki “incecik” John Travolta ve Olivia Newton-John unutulmadı, müzikler unutulmadı… Neden mi bahsediyorum?

Fırında nefis taze patatesler; biberiye, kekik, zeytin ve kaparili, hem de mim’li:) Nedir bu mim diye soranlarınız var, biliyorum:)
Şimdi mevzu şöyle; bir varmış bir yokmuş blog yazarları arasında sonsuza uzanan köprüler kurmak amacıyla oynanan bir oyun varmış; mim’leme… Mim’liyim, mim’lisin, mim’li.