BALLI BAHARATLI KEK & HONEY AND SPICE CAKE

Balli Baharatli Kek

Hayatımıza giren bazı şeyler tam da zamanında mı çıkagelir, tutuverirler elimizden, en derinlerdeki, en uzaklardaki parçalarımızı gösterip, hatırlatıverirler, bir sözleriyle sarsar, içimize işlerler adeta; nefes gibi sararlar tüm hücrelerimizi…

Ayna misali kendimizi gösterirler, bir zaman sonra iç içe geçer yaşadıklarımız; onlar biz, biz onlar olurveririz birden, rüya ile gerçek arasında sallanan dillendiremediğimiz tüm anlarımızla ve anılarımızla yüzleştiriverirler en beklemediğimiz anda, korkularımızın en derininde uyuyan devi uyandırır; ölümden korkmanın da kaçmanın da zaman kaybı olduğunu iliklerimize kadar hissettirirler.

Gün gelir, gitme vakitlerinin geldiğini biliriz, onların da bir sonu olduğunu, ancak mürekkep balıklarının avlarına yüzlerce vantuzu ile tutundukları gibi tutunuruz onlara sıkıca, zira hayatlarımız tutunabildiğimiz parçalardan ibarettir sanırız, “bu final mi, bitiyor mu” deriz, adeta kilitleniriz koltuğumuza, bir nefeste içimize çekeriz son dakikaları.

Son on dakika; gözyaşlarımız durdurulamaz olur, yüreğimiz adeta “breath me” şarkısıyla aynı frekansta titreşir… Farklı  çokça şey görmüş ve bağlanmışızdır, ancak; onlarla, bugüne kadar yaşamımızın ekranında izlediğimiz her şey alt üst olmuştur; “onların” daha önce gördüklerimizin çok ötesinde, bambaşka bir yerde olduklarını biliriz ve her ne kadar itiraf etmeye çekinsek de bundan sonra diğerlerinden aynı tadı alamayacağımızı fısıldarız kendimize…

Yaklaşık iki sene önce “Six feet Under“ı izlesene denildiğinde, “hani şu cenazelerle falan ilgili olan dizi mi, yok ben izlemem” deyip kestirip atmıştım. Çok değil bir kaç ay önce O “Six Feet Under’ın tüm sezonları var elimizde, istersen izleyelim” diye seslendiğinde, gözlerimi devirip, kuvvetlice iç çekip, isteksizce ağzımdan dökülüveren “olur, izleyelim bakalım” sözcükleri karşısında kendimi bile şaşırtarak ve “zaten yeterince sinir bozucu şeye tanıklık ediyoruz, bir de üstüne ölüler ve cenazelerle ilgili bir dizi seyretmenin ne anlamı var ki” diye düşünerek ilk bölümü izlerken buluverdim kendimi. Aradan geçen yıllarla her ne kadar isteksizce de olsa bu kez içten içe diziyi seyretmemi sağlayan şey neydi? “Her şey biter”, “Toprağın üzerindeki her gün güzeldir” gibi mantralar, jeneriği ve müzikleri dışında nerde oynasa hayır diyemeyeceğim, şu aralar Dexter dizisi ile bizi mest eden Michael C. Hall hiç şüphesiz isteksizliğimin içinden bir “evet” çıkarıvermişti.

Bir cenaze evini işleten  ve aynı zamanda sürekli ölülerin getirilerek cenazeye hazırlandığı o evde yaşayan bir aile; tam anlamıyla evlere şenlik, aşırı kontrolcü, yargılarla sarılı, belki başlarda fazlasıyla eski kafalı fakat aynı zamanda şaşırtıcı derecede iyi analiz eden, hiç beklenmedik anlarda hiç beklenmedik tepkiler gösteren, kendini tanımaya, anlamaya çalışan ve her seferinde bunun için çaba gösteren bir anne, cenaze evini yöneten ve ansızın vefat eden bir baba, bu aileyle yaşamaktansa her şeyi bir kenara bırakarak uzaklarda yaşayan büyük çocuk, annesi gibi aşırı kontrolcü, ailede ki her şeyin sorumluluğunu fazlasıyla üstlenmiş, içten içe büyük kardeşe kızgın ve küskün, gizli saklı eşcinsel hayatı yaşayan ancak bunu ne ailesine ne de hayatındakilere itiraf edemeyen ortanca kardeş ve henüz lise yıllarının aklı bir karış havada hallerini yaşamakta olan, kim olduğu, ne yapmak istediği ile ilgili karışık duygular yaşayan küçük kardeş…

Muhteşem bir jenerikle merhaba dedikten sonra ilk bir kaç dakikasında önyargılarımın tuzağına düşmemi sağlayan zihnim yüzünden utanır hale getirmişti beni. Bir dizi ilk bir kaç dakika ile sizi oturduğunuz yerden ekranın içine doğru çekip, “hiç bitmese keşke” dedirtir mi? Kesinlikle evet. Çok farklı konularda bolca dizi izlemiş biri olarak hiç düşünmeden söyleyebilirim ki “Six Feet Under” bugüne kadar izlediğim en iyi dizidir.

Oyuncu olduklarını tamamen unutup, hayatlarının her anı kameraya alınmış gerçek bir aile sandım onları, çoğu zaman da onlardan biri… Günlük yaşantıları, özellikle birbirleri arasında ki diyaloglar, hiç bitmeyen analizleri, farkındalıkları, var olma mücadeleleri, korkuları, arzuları öylesine içimizden, bizden gibi ki…

Son günlerde, izlediğim pek çok dizi ya da filmde gözüm kulağım onları arıyor, aynı derinliği, aynı tadı arıyorsam da nafile… Bazı şeylerin yeri doldurulamaz; tüm zamanların en kült dizilerinden olan “Six Feet Under”‘ın da öyle,  aynı Dan Lepard’ın sizi asla yarı yolda bırakmayacak ve mutsuz etmeyecek, benzerleri arasından hemen sıyrılıveren orijinal tarifleri gibi… Aynı Dan Lepard’ın “Ballı ve Baharatlı Keki” gibi… Her ikisi de hayatın binbir çeşit baharat ve aroması ile dopdolu.

En az tüm zamanların en kült dizisi “Six Feet Under” kadar eşsiz, henüz fırındayken sizi aromatik bir diyara sürükleyerek kendinizden geçirecek ve hatta fırınınızın  “bugüne kadar pişirdiğim en kült kek” diyerek dile gelmesini sağlayacak bir kek.

Six Feet Under’ı mutlaka izleyin, Dan Lepard’ın “Ballı ve Baharatlı Kek”ini mutlaka pişirin. Pişman olmayacaksınız…

Bol baharatlı eşsiz bir hafta sonu olsun hepimiz için:)

Uyarlama: Exceptional Cakes l Dan Lepard & Richard Whittington

Servis:  10 – 15 dilim, kek kalıbının şekline göre değişebilir

Malzemeler:

  • 3 cm taze zencefil, kabukları soyulmuş
  • 125 gr akıcı bal, çiçek balı kullanabilirsiniz
  • 50 gr Mapple Syrup, eğer bulamazsanız yerine pekmez kullanmanızı öneririm
  • 140 gr tuzsuz tereyağı
  • 50 gr esmer şeker
  • 2 adet yumurta
  • 40 gr çavdar unu, yerine tam buğday unu da kullanabilirsiniz
  • 100 gr kek unu, normal un kullanmayın aksi takdirde kek kesinlikle kabarmıyor
  • 1/2 teaspoon kabartma tozu
  • 1/2 teaspoon öğütülmüş tarçın
  • 1/2 teaspoon yenibahar

Hazırlanışı:

  1. Küçük bir kâsenin içine iki kat olacak şekilde tülbendi yerleştirin ve zencefili rendeleyin. Daha sonra rendelenmiş zencefili tülbentle elinizde sıkarak suyunu çıkarın.
  2. Fırını 170 C dereceye ayarlayın. Diktörtgen ya da kare “1 litrelik” kek kalıbının içine pişirme kâğıdı yerleştirin.
  3. Bir sos tenceresinde, düşük ateşte, balı, mapple/ya da pekmezi, tereyağı ve kahverengi şekeri tereyağı eriyinceye ve şeker çözünene dek iyice karıştırın. Bu karışımı bir karıştırma kabı içine dökün.
  4. Elektrikli el mikseri ile orta hızda 3 dakika karışımı çırpın. Sonra yumurtaları ve zencefil suyunu ekleyerek orta hızda 3 dakika daha çırpın.
  5. Başka bir kaba unları, baharatları ve kabartma tozunu koyun, karıştırın ve 2 – 3 kez eleyin.
  6. Kuru malzemeleri ballı karışımın içine koyarak tahta bir kaşık ya da silikon spatula ile iyice karıştırın.
  7. Kek karışımını kek kalıbının içine aktarın.
  8. 170 C derecedeki fırında 40 – 50 dakika kadar pişirin. 40. dakikada kekin ortasına bir kürdan batırarak pişip pişmediğini kontrol edin; eğer kürdan temiz çıkıyorsa kek pişmiş demektir. Eğer pişmemişse bir 10 dakika daha pişirin.
  9. Keki kalıbıyla birlikte fırından çıkardıktan sonra oda sıcaklığında soğumaya bırakın. Soğuduğunda kalıptan çıkarıp servis yapın. Afiyet olsun:)

Not: Tarifin orijinalinde Mapple yerine Golden syrup kullanılıyor, ancak ne kadar araştırdıysam da İstanbul’da bulamadım, her ne kadar ikamesi olmasa da yerine Mapple kullandım. Yine tarifin orijinalinde “allspice” yerine yenibahar kullandım. Yurt dışında karanfil, tarçın, muscad vb. gibi baharatlar birlikte satılıyor. Arifoğlu’nda ona benzer Chinesee Five’ı buldum ancak onun da içinde fazlaca anason olduğundan yenibaharı kullanmayı uygun gördüm.