BİR VARMIŞIM BİR YOKMUŞUM & FIRINDA BİBERİYELİ TAVUK VE RATATOUILLE

FirindaBiberiyeli Tavuk“Bir kayboldum sonra tekrar belirdim. Masallardaki gibi bir varmışım, bir yokmuşum. Huyum böyle aynı yerde hiç kalmamışım. Bir varmışım, bir yokmuşum…” diye devam ederken şarkı sözleri ve geçip giderken kapımızı hiç çalmamış yaz, kıssadan hisseye “bir yokmuşum” özeti sizlere…

Yaz mevsimi ile borsada yükselişe geçen düğün hisseleri arasında klonlanarak, kime ne hediye alınacak sorusunu detaylı  finansal tablolar ışığında masaya yatırmak, buz pembe Cosmopolitan, Küçük Arı, ne yapsam ne etsem de renklerini kendi tasarlayabildiğim Nike Id’leri getirtebilsem düşünceleri, kollarımızdaki kas, kemik tendon entegrasyonunu gözü kapalı çizebilir hale gelmek, matruşka bebekler misali en içerde kilitli tuttuğum o duygunun bir telefonla tüm zincirlerini kırarak karşıma dikilmesi ve ardından gelip çarpan gerçekliğin yarattığı “dünya zamanıyla dakikalar, içimdeki zamanla yüz yıllar süren” boşluk duygusu ve hemen ardından gelen “kaslarınızı gerdikten sonraki bırakma anını yaşarcasına” rahatlama, hafifleme ve özgürleşme hissi nam-ı diğer yüzleşme, nam-ı diğer evreka anı, nam-ı diğer aydınlanma, nam-ı diğer vantuzlarımla tutunduğum o şeyi bırakma.

Sarah Jessica Parker’la ilgili  her şey, Le Pain’in mis kahvesi eşliğinde gelen ve asla tek başıma bitiremediğim nefis brownieler, “Sil Baştan”, her sabah uyanır uyanmaz bakılan gökyüzü ve günün geri kalanında “acaba bugün havuza gidilir mi” sorusunun cevabını bulmaya yönelik yapılan hava tahminleri, havuzun içinde dışında dört bir yanında hoplayan zıplayan eve gitmemek için yerlere yapışıp ağlayan, orada burada koşuştururken o kadar şezlongun arasında ne hikmetse benim şezlonguma takılıp düşüveren, nereden geldiği belli olmayan enerjileriyle hiç durmadan su kaydırağına tırmanan, marifetlerini, o esnada yan şezlongdaki  kadınla “kadınsı” mevzuları hararetle tartışan annesine göstermek isteyen ve takılmış plak gibi -anne bak, anne bak, anne bak…- diyen çocukların çığlıklarını müzik çaların “play” düğmesine basarak sessiz film halinde gülümseyerek izlemek ve halime binlerce kere şükretmek, yaz boyu etekleri zil çalmak,   Krishnamurti.

“No Logo”, kol ve dirsek konusunda uzman en iyi ortopedistler ve el cerrahlarının isimlerini pul koleksiyonu yaparcasına toplamak, ortopedistimizi yaz boyunca ailelerimizden bile fazla görmek, doktorları kollarımdaki rahatsızlık ve şikayetleri evrenin oluşumundan başlayacak detayda ki anlatımlarımla çıldırtmak, Carrie Bradshow’un kılık kıyafetlerine ağzı sulanarak bakakalmak, ortopedistin -tavayı hızlıca kaldırdığınızda ağrı oluyor mu- sorusuna cevap vermeden önce teflon mu yoksa dökme demir tava mı diye düşünmek ve sonunda -bileğim ağrıdığı için tava kaldırmıyorum- şeklinde cevap vermek, Survivor’da Merve’nin dayanıklılığı ve performansı karşısında şapka çıkarmak,  baştan sona sondan başa tekrar tekrar dizisi filmi izlenen ve tüm eleştirilere rağmen 3. sü heyecanla beklenen Sex and the City, Susciho’da sınırsız sushi günleri, matematiksel olarak hiç beklemezken ve hatta tam da unutmuşken O’nun seslenişiyle gelen Altın Örümcek web ödülleri 2009 yılı Blog Kategorisi 3.lüğü haberi ve snOw eggs için oy veren herkese bu vesileyle edilen içten bir teşekkür.

Sızı kılığıyla önce sağ ve ardından sol koluma gelen  ve “sinir sıkışması” diye kimliklendirilen o şeyin tam iyileşir gibi olduğu anda bir anda kollarda yanma kılığına ve “tendinit” kimliğine bürünmesi ve ardından gelen fiziksel engelli, yasaklarla çevrili yeni zamanlar, sporun yasaklanması, bilgisayarın yasaklanması, neredeyse nefes bile almamı yasaklayacak el ve kol hareket engelleri ile tanışmak ve memnun olmamak, tendinitler konusunda gözümü korkutan ve beni yasaklar ile düğümleyen nörologdan yürüyüş ve koşu izni kopartmak, uçuş uçuş bir kadın olmak, “Jeux d’enfants” nam-ı diğer “Love Me If  You Dare” nam-ı diğer “Cesaretin var mı Aşka”yı bilmem kaçıncı kez kıpır kıpır bir keyif içinde izlemek, elleri ve kollarıyla bir şeyleri rahatça itiştirip çekiştirebilen insanlara imrenmek, en iyi Cosmopolitan tarifinin peşine düşmek ve dolayısıyla Cosmopolitan’ın olmazsa olmazı Cointreau’nun peşine düşmek, acaba bir daha bu hareketleri yapabilecek miyim diye düşünüp durmak, yemek yapamamak, bileğime uyguladığı yük nedeniyle fotoğraf makinesini kullanamamak, klavye kullanamamak ve neticesinde snOw eggs’i bir başına bırakmak.

“Kurallar tarih olur. Yıkanlarsa efsane” diyerek yüreğime bir numaradan giriş yapan Nike Dunk, sosyal medya olarak tanımlanan her türlü dijital mecradan uzak kalmak ve bunun kendimi ne kadar özgür ve hafif hissettirdiğini görerek hiç şaşırmamak, kollarımdaki rahatsızlık başladığından bu yana neredeyse “personal tranier” haline getirerek fitness ile ilgili bitmek tükenmek bilmez sorularımla kafasını duman ettiğim ve bana özel cardio programları hazırlayan Arda hoca, mutfağa girip ordan burdan şurdan birleştirdiğim tarifleri denemeyi, birşeyler pişirmeyi ve akşam O geldiğinde sürpriz olarak buzdolabında saklamayı çok özlemek, elimi kolumu hiç düşünmeden kullanabildiğim günlerin hasretiyle yanıp tutuşmak ve o günlerin yeniden gelmesini çok gözle beklemek, “tendinit” teşhisinin, ardımda bıraktığım kocaman 4 aya rağmen uygulanan tedavilere cevap vermediği ve iyileşme göstermediğinden yerini önümüzdeki 2 hafta için belirsizliğe bırakması ve sonrasında artık ailemizin yeni bir üyesi haline gelen ortopedistimizin yolunu tutarak, bu belirsizliği belirli hale getirmesini her şeyden çok umut etmek.

Ah keşke İstanbul’da da olsa dediğim Tracy Anderson metodu, “öp, öp, öp”, tendinit konusunda anlı şanlı Prof.’larımız kadar olmasa da neredeyse ufaktan ufaktan teşhis koyabilecek ve neredeyse tedavi edebilecek kıvama gelmek, başkalarına ayna olmak, kollarımdaki sınıflandırılamayan şikayetler ve belirtiler nedeniyle doktorların beni Atipik vaka olarak paketlemeleri, sabahtan akşama kadar havuz kenarında bir şezlonga boylu boyunca uzanarak kulağımda müzik kucağımda kitaplarımla geçirdiğim uzun, keyifli ve tembel günler, incelmek ve sağlamasını tartı ile değil dolabımda eskiden giyebildiğim kılık kıyafetlerimin içine yeniden girebilmek ile yapmak, cardio yaparken “interval training” metodunu kullanmak, İstanbul’da spor kulüplerinin doğruları yanlışları üzerine kafa yormak,  “Make it or Break it”, tendinit, tendon, ortopedist, fitness, cardio gibi arama kelimeleri ile google’ın başını döndürmek, yürüyüş dışında spor yapamadığım için kaybedilen kaslar, iyi günde kötü günde hep yanımda hep destek, benim için benim yapamadığım her şeyi yapan, son günlerde mutfağın hakimiyetini ele geçiren ve snOw eggs’e yazı yazamadığım için benden çok dertlenen O.

Pek kullanamadığım kollarıma, bol bulutlu ve yağışlı günlerine rağmen çok uzun zamandır geçirdiğim en iyi yaz mevsimini geride bırakırken Temmuz ayında öylece kala kalan ve hatta son zamanlarda tavuksuz versiyonu evimizde sıkça pişen bir tarif; Fırında Biberiyeli tavuk ve Ratatouille.

Uyarlama: Good Food magazine, Haziran 2010

Servis: 4 kişilik

Malzemeler:

  • 1 adet orta boy patlıcan, yarım daireler şeklinde dilimlenmiş
  • 2 adet kabak, yarım daireler  şeklinde dilimlenmiş
  • 3 adet karışık biber, kırmızı, sarı, parmak genişliğinde şeritler halinde doğranmış
  • 1 adet orta boy kırmızı soğan, halka halka dilimlenmiş
  • 2 teaspoon biberiye, doğranmış, ayrıca 4 adet biberiye dalı tavukların üzerini süslemek için
  • 2 adet büyük sarımsak, küçük küçük doğranmış
  • 3 tablespoon zeytinyağ -dilerseniz zeytinyağ konusunda daha cömert davranabilirsiniz:)-
  • 4 adet kemiksiz tavuk göğsü
  • 250 gr cherry domates

Hazırlanışı:

  1. Fırını 200 C dereceye ayarlayın.
  2. Geniş ve derin bir fırın tepsisine patlıcan, kabak, biber, doğranmış biberiyelerin ve sarımsağın yarısını koyarak 2 tablespoon zeytinyağı üzerlerinde gezdirin, tuz ve karabiber de ekleyerek tüm malzemeyi iyice karıştırın.
  3. 200 C derecedeki fırında 20 dakika kadar pişirin.
  4. Bu sırada tavukların üzerine bir bıçak yardımıyla  4 – 5 kere uzun kesikler atın. Geri kalan doğranmış biberiye, sarımsak ve 1 tablespoon zeytinyağını bir kapta karıştırın. Ve tavukların üzerlerine bu karışımı sürerek 15 dakika kadar buzdolabında marine edin.
  5. Fırında 20 dakikadır pişmekte olan sebzelere domatesleri ekleyerek karıştırın. Ve marine ettiğiniz tavukları sebzelerin üzerlerine yerleştirin, 4 adet biberiye dalını da tavukların üzerine koyun ve 20 dakika kadar tavuklar pişene ve sebzeler hafifçe karamelize olana dek pişirin.
  6. Dilerseniz yanında taze patates ile servis edin. Afiyet olsun:)