
Gerçekliği, göreceliliği, ölçülüp biçilebilirliği, bükülüp katlanabilirliği, geçmişten geleceğe mi yoksa gelecekten geçmişe mi süzüldüğü ya da kendi karmaşıklığına ağzı bir karış açık kalan bir adam edasıyla öylece kalakaldığı, ışık hızı, atom altı parçacıklar ve hatta Einstein’le olan ilişkisi tartışıla dursun…
Kendisini sonsuz şimdiki anlardan oluşan küçücük fıçıcık içi dolu turşucuk bir şey olarak algıladığım; “zaman”, hızla ileri sarılan bir video edasıyla akıp giderken ve ben bir-iki ça-ça-ça adımlarıyla devinirken…