ÇİKOLATALI VIENNESSE & İKİ YAŞ

Cikolatali Viennesse

Ve bahar güneş kılığında içimize süzülür. Her şey değişir dönüşür, devinirken… Anlar, yaşananlar bazen sakin bazen hızla akan bir nehir misali akıverirler hayatımıza. Sürekli bir koşuşturmaca ve mücadele halidir bizi oyalayan, ayıran ve dağıtan…

Delice bir hızla koşarak ve dönerek ilerleyen zamanın maskarası mı oldum son günlerde? Galiba. Hayallerim, ihtiyaçlarım, isteklerim, gerekliliklerim arasında, adeta bir Zumba dersine yetişircesine oraya buraya şuraya dağılarak, bölünerek, çoğalarak ve hatta kaybolarak geçen şu günlerde, hiç durmayan belki de hiç ilerlemeyen zamanın eteğinin bir ucundan tutunma çabamda cabası.

Zira tutunamayan olmak da var…

Zannetmeyin ki, içimde zamandan bile hızla devinen “yenilik” duygum ikinci yaşını geride bırakan snOweggs’i sil baştan tasarlamak için yalvarmadı. Ama elden ne gelir, her yeni güne başlarken “bugün yaşanacaklar” sepetim zamanın manipülasyonu ile el hızı çabukluğunda farkında bile olmadan değiştirilir ve ben şaşkınlık içinde “e bugün şunları bunları da yapacaktım hani, ne zaman gün bitti…” diyiverir dururum.

Beni bana hatırlatan iç ses: “Aaaa, saat kaç olmuş, gecenin körüne kalacak yeni yazımı yayınlamak! Dizlerimdeki ağrılarımın geçmesini sağlayan ve pek yakında üst bacak kaslarımın Madonna’dan hallice olmasını sağlayacak  Arda hocanın H.A.T dersine 10 dakika geç kaldım, hemen spor kılığına bürünmeli ve koşarak kulübe gitmeliyim”

Diyerek, giderek ve dönüp gelip kaldığım yerden devam ederek, bir önceki paragrafla şimdiki satırların arasında zamanda ufak sıçramalar yaşıyorum. Başka türlü nasıl yakalayacağım zamanın eteğinden.

Son günlerde zamanın hızına anbean yenik düşen ve adeta hiçbir şeyleri yetiştiremeyen ben eti cici bebe ve kakaolu süt ikilemesine sarmış durumdayım. Az sonra kapı çalacak, bakkal cici bebemi getirecek yarıladığım kakaolu sütümle ve zihnimdeki milyon şeyle zamanın gardiyanlığında yazıp çiziktirmeye devam edeceğim. Ve kapı çalar…

Zamanda ufacık bir sıçrama daha. Hoop, son bir tane bisküvi. O’ndan kocaman bir öpücük. O’na söylemek istediğim ancak vazgeçmek zorunda kaldığım birkaç şey. Zamanın eteğinden tutunmalıyım, zira koşarak uzaklaşıyor…


Diyorum ki; Fringe’de Walter Bishop’un Peter’i alternatif evrenden bizim evrene getirdiği gibi kendimden bir iki adet getirebilsem, fena olmaz mı? Ben spora giderken -zira haftanın ve günlerimin hazırlanma duş ve kendine gelme ile beraber en uzun zamanı orada geçiyor-  alternatif evrendeki ben akşama yetiştirilmesi gereken yemekleri hazırlasa, evin ıvırı zıvırı ile uğraşsa, sayıları hızla çoğalan posta kutularımla ilgilense, bir diğeri bu aralar en az cici bebe ve kakaolu süt kadar sardığım, dört elle sarıldığım ve zihnimde kendisi için kocaman bir katman açtığım ama henüz tam olarak içinden çıkamayıp eğitimlerde Mustafa hocayı zekâ pırıltısından yoksun sorularımla dehşete düşürmemi sağlayan Adobe Illustrator’da bol bol egzersiz yapsa…

Bense gönül rahatlığıyla sporuma gidip, gelecek olimpiyatlara katılabilmek üzere hazırlıklarımı tamamlasam, sonra eve geldiğimde, Illustrator’ı hatmedip bitirmiş alternatif bene kafamdaki tasarım için gerekli olan birkaç parça şeyi hazırla diyiversem. Geçsem Photoshop’un başına henüz sizlere çıtlatmadığım iki ayrı sitenin en ince ayrıntılarına kadar kafam rahat bir şekilde tasarımlarını tamamlasam, açsam Word’ü ve bir yandan internette yeni şeyler araştırsam, bir yandan da yapmak istediğim birkaç ayrı projem için salim kafayla iş modelleri oluştursam. Çok keyif aldığım tasarımların içinde kaybolup dağılsam ve en sonunda “evreka” diyerek bir bütün olsam.

Bu tabloda alternatif benlere az iş düştü sânki, size de öyle geldi mi?

Ve tabi mutfakta daha çok tarif keşfedebilsem, snOweggs’e ayda bir yerine iki ya da üç hikâye ve tarif sığdırabilsem. 2. yaş kutlaması böylesine geç saatlere kalmasa…

Uzun sözün kısası zaman hayallerime ve var etmek istediklerime yetişemiyor bense zamana.

Ve snOweggs yaşanan tüm bu karmaşanın ve koşuşturmacanın tam ortasında adeta keyiflendiğim ve sığındığım arka bahçem, oyun alanım gibi oldu hep.

Araştırdınız, duydunuz, gördünüz, keşfettiniz, geldiniz, okudunuz, yine geldiniz ve yine yine… Kendi sayfalarınızda yer açtınız, link verdiniz, konuk ettiniz, beğeniyle bahsettiniz sayenizde domino efekti etkisiyle giderek daha çok kişiye ulaştı iç güveysinden hallice çiziktirmelerim.

Okumaya ve takip etmeye değer bulduğunuz için sizlere ne kadar teşekkür etsem ve hatta alternatif ben’ler bir araya gelerek hep bir ağızdan teşekkür etsek yine de az… Çok teşekkürler.

Hayallerinizin ve sizin zamana açık ara fark attığı bir hafta sonu dileğimle,

Uyarlama: Beyaz Fırın’dan Yeni Çıkmış Kurabiyeler, Beyaz Fırın | Remzi Kitabevi

Servis: 30 adet

Malzemeler:

  • 125 gr tereyağı, oda sıcaklığında
  • 90 gr pudra şekeri
  • 2 gr, 1/4 teaspoon vanilya özü
  • 240 gr un
  • 1/4 teaspoon kabartma tozu
  • 100 gr bitter çikolata, kabaca doğranmış
  • 75 ml, 1/3 cup süt

Hazırlanışı:

  1. Kaynamakta olan su dolu bir sos tenceresinin içine başka bir kap oturtarak içine de çikolataları ekleyerek benmari usulü eritin ve eriyince bir kenarda bekletin.
  2. Bir karıştırma kabında oda sıcaklığında yumuşamış tereyağı ve pudra şekerini elektrikli el mikseri ile kremamsı bir hal alana dek çırpın.
  3. Bu karışıma vanilya, kabartma tozu ve unu eleyerek ekleyin ve 1-2 dakika karıştırın.
  4. Süt ve çikolatayı da ekleyerek yine el mikseri ile düşük bir hızda ve çok az karıştırın.
  5. Fırını 170 C dereceye ayarlayın.
  6. Tepsilere yağlı kâğıt koyun.
  7. Krema sıkma torbasına yıldız duy takarak çikolatalı hamuru w şeklinde ve 4 cm uzunluğunda olacak şekilde tepsiye sıkın.
  8. 170 C derecedeki fırında 12 – 15 dakika kadar pişirin ve fırından çıkardıktan sonra tepsinin içinde soğumaya bırakın.

Not 1: Bu kurabiye piştiğinde ağızda dağılacak kadar kıtır kıtır olmalıdır. Bunun içinse mutlaka krema sıkma torbası kullanın ve çok ama çok ince bir katman olacak şekilde sıkın. Aksi takdirde içleri tam pişmiyor gibi ve yumuşak kalıyor.

Not 2: Fırından çıkardıktan sonra kurabiyeler henüz yumuşak oluyor bu sizi pişmemiş yanılgısına düşürmesin. Tepsinin içinde soğurken aynı zamanda sert bir hal alıyorlar.

Not 3: Pişirdiğiniz gün tüketmenizi öneririm, zira ertesi güne biraz keyifleri kaçıyor sanki ve ilk günkü gibi taze olmuyor ve ağızda dağılmıyor.