DAN LEPARD’IN ÇİKOLATALI KEKİ

Dan Lepard Cikolatali Kek

Hayatın her pikselini arşınlamak, anlamak, bilmek, keşfetmek isteyen bir kâşif ile bir pikselden diğerine, bir katmandan öbürüne sekerek maymun iştahlı diye yaftalanan kişiyi ayıran çizgiyi blur efektleriyle yumuşatamaz mıyız?

Peki ya  aralarında çizgi yoksa? Ya kâşif ile maymun iştahlı bir madalyonun iki yüzü gibiyse?

“Bence sen uzayda dolanırken -aaa acaba burada ne var?- diyerek sırf meraktan dünyaya atlamışsın gibi geliyor” demişti yıllar önce bir arkadaşım. Çok hoşuma gitmişti bu benzetme. Kim kiminle nerede ne zaman nasıl merakı değildi bu. Var oluşa ait bir meraktı daha ziyade; bir yansıma efekti etkisiyle, yaşanan her şeyde kendi aksini görmek, bilmek, keşfetmekti.

Neler yapmadım, nerelere burnumu sokmadım ki bu uğurda? Bateri çalmaktan  yamaç paraşütüne, spiritüel etiketiyle bir tepside sunulan organizasyonlarda mantralar tekrarlamaktan, ticari organizasyonlarda satış ve pazarlama cümleleri tekrarlamaya, kişisel gelişim egzersizlerinden, yoga ve aikido’ya, ve hatta oradan fitness’a, Londra’da yaşadığım zamanlar boyunca her hafta sonu  parmağımı haritada bir yerlere koyup “burası nasıl acaba” diyerek tek başıma düzenlediğim keşif turlarından, bir kaşifin ya da maymun iştahlının artık nasıl etiketlendirirseniz, önünde sonsuz ufuklar açan dijital dünyada kaybolma turlarına, eğitimlerden atölye çalışmalarına kadar ne çok şey yaşadım.

Beni ben yapan şeyler yaşadıklarım mıydı? Hayır. Ancak tüm deneyimlerim benim zaten olduğum şeyi, kendimi keşfetmemi, bilmemi sağlayan birer araç oldular. Adeta beni bana gösteren aynalardı onlar, gözlerimi açıp bakmaya cesaret ettiğim her an, kendimle yüzleştiğim.

Son günlerde ise yeniden öğrenciliğe dönüş duyguları yaşıyorum. Geçen hafta, eski kampüsüme dijital grafik tasarımı eğitimi için geri döndüğümde kampüsün yeşilliklerini, İstanbul’daki en iyi kampüs olduğunu düşündürten görünüşünü, kış geceleri insanın içini donduran soğunu, kantinin kapısından içeri adım attığım andaki sıcak havayı ve içeriye sinmiş yemek kokusunu, derslere sunum hazırlama telaşımı, kaç yaşına gelsem de üzerimden atamadığım sınav korkusunu  ve kısa süreli de olsa yeniden bir eğitime başlamanın nasıl heyecan verici olduğunu unuttuğumu hatırladım.

Bu kez sunum ya da sınav telaşı değildi 72 dpi çözünürlüklü temiz çalışma sayfama yansıyan. Yıllarca ben PC’ciyim diyerek ardıma bile bakmadan koşarak uzaklaştığım bembeyaz, gıcır gıcır, yeryüzünde görebileceğiniz en net görüntüyü veren dev ekranlı Mac’leri kullanma telaşı ve tedirginliğiydi. Son çalıştığım iş yerinde bile insanların kullanmaya can attığı Mac’leri elimin tersiyle geri çevirerek daha eski bir PC’ye razı olmuştum. Ve yine karşımdaydı! Nereden açılıyordu bu alet? Dev ekranın arkasında bir düğmeden! İşte buldum.

Birileri “benimkinde Windows XP var” diyordu, kimisi ben projeksiyonu buradan göremem diyordu, bir diğeri kulağında müzik, Mac’le çoktan Facebook’un yolunu  tutmuştu bile. Bense ah keşke benimkinde de Windows XP olsa diye sessizce oturuyordum. Herhangi bir zamanda beni bilgisayarın karşısına oturtsanız, hemen kullanacağım programları açarım, internette gezinirim, uzun lafın kısası mutlaka orayı burayı kurcalarım. Oysa Mac’in karşısında kilitlenmiş bir halde oturuyor ve hiç yoktan kendi kendimi giderek büyüyen bir stres topuna dönüştürüyordum.

İyi ki lokum kıvamında bir eğitmenimiz ve kaç senedir kullandığım Photoshop’u ve bilgisayarı sanki ilk defa görüyormuşum gibi tepkiler vermeme rağmen sağımda solumda hemen yardım elini uzatan diğerleri vardı. İyi ki Krishnamurti’nin “kendini bilmek kendini keşfetmektir, kendinizi keşfetmek için ilişkilerinize bakın, ilişki sadece eşinizle dostunuzla olan değildir, hayatınızdaki her şeyle ilişkinizde kendinizi görürsünüz” sözlerini sürekli kulağıma fısıldayan iç sesim vardı. Tok satıcı edasıyla mağrur bir şekilde karşımda duran Mac’le ilişkime baktım, ekranın netliğinde telaşlı kendimi gördüm. İkinci dersin sonunda ise evdeki PC’imi Mac’le değiştirebileceğimi düşünecek kadar rahatlamıştım.

İçimizde ve dışımızda, her ilişkimizde arşınladığımız yolların tüm piksellerini ezbere bildiğimizi zannederiz, oysa bu kendimize söylediğimiz kocaman bir yalandır. Zira gözlerimizin ayarını keşfetme moduna getirdiğimizde, her an, o aynı yollarda daha önce farkına bile varmadığımız ne kadar çok şeyin olduğunu görüp şaşırır, yargılarımızla etrafımıza ördüğümüz fanusun farkına varabilmişsek bir parça da utanırız.

Dan Lepard’ın çikolatalı keki ile aramdaki ilişkide ise bitterci olmamama rağmen, uzun zamandır hayalini kurduğum türden bir çikolatalı kek ile karşılaşınca kendimi kaybederek, bir dilimin tadına varmak yerine, o aynı tadı yeniden ve  yeniden almak isteyen ve sürekli haz peşinde koşan bir arsız çocuk  olduğumu gördüm:)

Ayna efektli hafta sonları dileğimle,

Uyarlama: Exceptional Cakes l Dan Lepard & Richard Whittington

Sour Cream ikamesi için :

UyarlamaHow to Make Sour Cream l mahalo.com

Sour Cream yani ekşi krema pastörize edilmemiş krema ile yapıldığından ve bu tip kremayı bulmak da neredeyse imkânsız olduğundan Sour Cream’i evde yapmak  pek mümkün değildir. Bunun yerine evde yapımı mümkün olan Creme Fraiche ikamesini yapacağız.

Malzemeler:

  • 500 ml /2 cup krema
  • 250 ml / 1 cup kefir -buttermilk yerine kullanıyoruz-

Hazırlanışı:

  1. Krema ve kefiri derinliği olan temiz ve kuru bir kaba ya da kavanoza koyarak kaşıkla bir miktar karıştırın.
  2. Kabın üzerine tülbent koyun ve tülbendin kabın üzerinde kalabilmesi için kenarlarından bir iple bağlayın.
  3. Oda sıcaklığında, ılıkça bir ortamda 24 ila 48 saat arası bekletin. İlk 24 saatten sonra kıvamını kontrol edin; eğer oldukça yoğun bir kıvam almışsa misal; bir kaşığın üzerinde hokka gibi duruyorsa:) olmuş demektir. Eğer henüz olmamışsa bir 24 saat daha bekletebilirsiniz.
  4. Creme Fraiche’i içinde bulunduğu kabın ağzını hava geçirmeyecek şekilde kapatarak buzdolabında 1 haftaya kadar saklayabilirsiniz.

Çikolatalı Kek için:

Malzemeler:

  • 23 ya da 24 cm’lik yuvarlak kek kalıbı
  • 150 gr bitter çikolata, kabaca doğranmış
  • 115 gr toz şeker
  • 125 ml / 1/2 cup süt
  • 40 gr kakao
  • 3 yumurta, sarı ve beyazları ayrılmış + 1 yumurta sarısı
  • 150 gr tuzsuz tereyağı, oda sıcaklığında yumuşatılmış
  • 85 gr kahverengi şeker
  • 225 gr un
  • 1 teaspoon tuz
  • 1 teaspoon karbonat
  • 170 gr sour cream/creme fraiche: size yukarıda verdiğim sour cream ölçüleriyle daha fazla krema elde edeceksiniz. Kek için bunun yalnızca 170 gramını kullanacağız.

Hazırlanışı:

  1. Fırını 170 C dereceye ayarlayın. Kek kalıbınızı hafifçe yağlayın ve daire şeklinde kestiğiniz yağlı kâğıdı kalıbın tabanına yerleştirin.
  2. Kaynamakta olan su dolu bir tencerenin üzerine derin bir karıştırma kabını oturtun ve içine çikolataları, toz şekeri, sütü, kakaoyu ve 2 adet yumurta sarısını da koyarak malzemeler çözünene ve karışıp yoğun bir kıvam alana dek karıştırın. Karıştırma kabını su dolu tencerenin üzerinden alın.
  3. Bir başka karıştırma kabında yumuşamış tereyağını ve kahverengi şekeri elektrikli mikserile kremamsı bir hal alana dek karıştırın. İçine  geri kalan 2 yumurta sarısını ve sonra unu, tuzu, karbonatı ekleyerek mikserle karıştırın. Bu karışıma önce hazırlamış olduğunuz çikolatalı karışımı daha sonra ise creme fraiche’i ekleyerek bir kaşıkla tüm malzemelerin iyice karışmasını sağlayın.
  4. Bir diğer karıştırma kabında ise 3 adet yumurta beyazını iyice hacimlenerek yoğun bir kar köpük görünümü alana dek mikserle çırpın.
  5. Yumurta beyazı karışımını da çikolatalı karışıma ekleyerek bir kaşıkla karıştırın.
  6. Ortaya çıkan çikolatalı kek karışımı 2’ye bölerek iki seferde pişireceğiz. Bu nedenle bu karışımı düzgün bir şekilde ölçerek yarısını kek kalıbına dökün. Diğer yarısını ise 2. sefer için saklayın.
  7. Fırının orta kademesinde 170 C derecede 45 – 50 dakika kadar pişirin. Kontrol etmek için temiz bir bıçağı ya da kürdanı kekin ortasına batırın eğer temizse pişmiş demektir. Keki fırından çıkarın ve kabının içinde tamamen soğumasını sağlayın. Aksi takdirde keki kesmeye çalışırken parçalanabilir.
  8. Geri kalan çikolatalı kek karışımınız içinde kek kalıbını yağlayın, tabanına daire şeklinde yağlı kâğıt yerleştirin ve karışımı kaba dökerek 170 C derecede 45 – 50 dakika kadar pişirin. Tüm işlemler aynı.

Kekin üzerini kaplayacağımız Icing için:

Malzemeler:

  • 200 gr bitter çikolata, kabaca doğranmış
  • 60 gr kakao
  • 100 ml su
  • 15 ml / 1 tablespoon bal
  • 45 gr tuzsuz tereyağı, oda sıcaklığında yumuşamış
  • 280 gr pudra şekeri, elenmiş
  • 2 yumurta sarısı

Hazırlanışı:

  1. Çikolata parçalarını bir kaba koyarak bu kabı kaynamakta olan su dolu bir tencerenin üzerine oturtun ve çikolataların erimesini sağlayın. Eridiğinde kabı su dolu kabın üzerinden alarak bir kenarda bekletin.
  2. Bir sos tenceresine kakaoyu, suyu ve balı koyarak küçük ateşte karıştırın ve ısıtın, fakat dikkat edin kaynamasın.
  3. Sonra tencereyi ateşten alarak içine erittiğiniz çikolatayı ekleyin ve çırpın. Daha sonra içine tereyağı, pudra şekerini ve yumurta sarılarını ekleyerek kremamsı bir hal alana dek çırpın.
  4. Ve bir kenarda soğumaya bırakın ve sürülebilir kıvama gelmesini bekleyin. Zaten oldukça çabuk kıvamlı bir hal alıyor.

Çikolatalı Kek ve Icing’i birleştirmek için:

  1. Pişirdiğiniz 2 adet kekin her birini yassı olarak ortadan ikiye bölün, bu işlemi yapmak için şef bıçağı kadar keskin ve büyük bir bıçak kullanmak işinizi kolaylaştıracaktır. Bölme işlemi sonunda elinizde toplam 4 adet kek katmanı olacaktır.
  2. Her bir katmanın arasına hazırladığınız icing’den iyice sürün ve bir bıçakla tüm katmana eşit bir şekilde yayın. Üzerine 2. kek katmanını koyun ve aynı işlemleri tüm katmanlar için tekrarlayın. Son kek katmanını da en üste yerleştirdikten sonra kalan icing’i tüm kekin yan kenarlarına ve üzerine sürün.
  3. Ve mümkünse 1 gece soğuk bir ortamda keki bekletin. Ancak buzdolabına koymayın. Daha sonra buzdolabında saklayabilirsiniz. Afiyet olsun:)