DURUM RAPORU & EKSİ BİR VİRGÜL ÜÇ KİLO

Durum RaporuŞu fani dünyada kapladığım fiziksel alan geçen Salı’dan bu yana “1,3 kg” azalmış durumda:))) Çok zorlandığımı ve kendimi zorladığımı söylemem. Evet, akşamları yemekten sonra meyvenin dışında bir tatlı arayışım ve özlemim olduğu doğrudur:) ancak hangi özlemlerimizden vazgeçmiyoruz ki zaman içinde, neleri zamanın dalgaları arasına bırakmıyoruz ki unutmak umuduyla…
Unutuluyor mu peki, yoksa derinlerde uykulara dalar gibi yapıp bizi mi uyutuyor bir süreliğine, bir gün hiç olmadık bir yerde, hiç olmadık bir zamanda kalbimizi ellerinin arasına alıp, sıkıştırıyor mu yoksa… Tatlı diyorduk en son:) tatlı yiyip tatlı konuşmak lazım mı? acaba? Yoksa bu cümleler meyve şekeri dışında bir şekerin elime dilime değmemiş olmasından mı?

Yok, yok:) Salı günü 19 Mayıs Gençlik ve Spor bayramı şenlikleri kapsamında öğle yemeğinde O, ben, ablam ve Loli Bebek Divan‘daydık. Rokalı, enginarlı ve ızgara etli salatamın (resmi hemen aşağıda) ardından “tatlı” yiyebilmek için ana yemeklerin öncesinde gelen mis kokulu zeytinli ekmeği yemedim. Onların birkaç ay aç bırakılmışçasına, ekmekleri koparıp zeytinyağına daldırıp tek harekette mideye indirmelerini ve Divan’ın garsonlarını -bir tane daha- cümleleriyle -ekmeklerimize kıtlık getirirler mi acaba- düşüncelerine gark edişlerini izledim:))) bu arada yemeğimi beklerken bol bol su içtim:) Seçmek lazım birini… Tatlı ekmekten daha önemli benim için bu nedenle “sıcak çikolatalı keki” seçtim. Bir haftadır meyve şekerinden başkasıyla iletişim kurmadığımdan mı nedir, mideme ağır geldi:)) İnanır mısınız? :))

Midemde çeşitli hareketlenmeler eşliğinde Kanyon Cinebonus’ta aldık soluğu. Hannah Montana’nın filmi gelmiş, Loli orada takılı durumda, O,  Hannah Montana ile küçük çaplı bir baygınlık durumu yaşayabilir -sen cuma günü attan sonra götürürsün onu- mesajını kulağıma fısıldıyor. Ablam -farketmez, size uyarım- diyor. Sonuç olarak Coraline‘de karar kılıyoruz. O ve ben istiyorduk zaten gitmeyi… Çizgi film çok severim, animasyonsuz asla, hele bir de 3D ise  (3 boyutluysa) ballı lokma tatlısı diyorsanız gitmenizi öneririm. Ancak filmde bir yaş sınırı konmamış olsa da çok küçük çocuklar için belki biraz gerilimli olabilir. Loli yaşça çok küçük olmamasına rağmen filmin yarısını hırkasının 3/4’lük kısmından izledi:) Bir sıra önümüzde oturan daha küçük bir kız ve ailesi filmden çıktılar. Aslında bir gerilim filmi değil ancak 3D olmasından kaynaklanıyor olabilir. Herşey çok gerçekçi, elinizle dokunabilecek kadar yakın, bir adım atsanız kendinizi o dünyanın içinde bulacakmışçasına… O ve ben çok beğendik, ablam ve Loli film sonrası bizle aynı duygular içinde değillerdi.

Bütün kış boyunca “hem … , hem de …, hepsi” metoduyla kilosal haddimi oldukça aşmış olarak “şimdi” seçme vakti, dengeleme vakti; neyi neyle dengelemeli, neyi neye tercih etmeli, ne zaman? işte bütün mesele bu… “Rejim” kelimesi sözlüğümden istifa edeli uzuuuun bir zaman oldu, yerini zihnimde “direnç” yaratmayan “kelime vagon”larına bıraktı; “sağlıklı beslenmek”, “dikkat etmek”, “normal ölçülerde yemek” … gibi. En sevdiğim de “hafiflemek”:) farklı anlamlara sahip olduğundan belki de… melekler kadar hafif olmak… Eğer kilo alma durumunuz herhangi bir sağlık problemi dışında benim gibi “yiyerek haddini aşma” şeklinde gerçekleşmişse “hafifleme” konusunda daha gönlünüzce davranabilir, duyuyor ve dinliyorsanız sezgilerinizin size önderlik etmesine izin verebilirsiniz. Tabi aç kalma, makarna, pasta, sufle diyeti gibi sağlıksız seçenekleri “gönlünüzce”nin kapsama alanı dışında tutuyorum.

Her gün her konuda sonsuz seçeneklerin arasında -beni seç- mesajları ile sıkışmış bir şekilde buluyoruz kendimizi, aklımız, uzmanlığımız, bilgimiz, duyduklarımız  çerçevesinde seçiyoruz birini. Kilo vermek söz konusu olduğunda da durum farklı değil. Milyon tane “farklı” diyet ve diyetisyen seçeneği, önerisi vesaire…Hiçbiri de diğerininkini pek beğenmiyor, nasıl oluyorsa:) -x diyetiyle sıvı kaybeder, y diyetiyle yağ yakar, z diyetiyle elma toplar, ip atlarsınız- :))) Öyle değil mi ama? Onun için “vücudun sezgileri, deneyimleriniz, gönlünüz” deyip duruyorum:) Ben bu kalabalığın arasından Zone Diet‘i seçtim. Orasını burasını zaman zaman kurcalayıp “kendime” uygun bir hale getirme çabalarımda cabası, kurcalamazsam olmaz:)

Zone ile tanışmamın hikayesi, 1997 :

Bilge Friedlaender ile tanışıyorum; kendisi sanatçı, aynı zamanda uzun senelerdir yoga yapıyor ve ders veriyor. Adı gibi bir kadın, beyazlı grili dalgalı kısa saçları hala aklımda, 60’lı yaşların başlarında mı acaba? (Bunu hiç öğrenemedim) Esnek bir vücut, dans edercesine akan hareketler… Henüz kararsızım, Tai Chi, Aikido ve Yoga’nın tam ortasındayım, Tai Chi’nin deneme dersine katılıyorum, yok bana göre değil, ben yogaya başlıyorum. Bilge’yi ve yogayı çok seviyorum. Yaklaşık 1,5 sene kadar birlikte yoga yapıyoruz. Bu süreçte beni ve diğer öğrencilerini Zone ile tanıştırıyor. Bir gün bu zaman ve mekandan ayrılıyor; Bilge’yi özlemle ve sevgiyle anıyorum, bir daha hiç kimseden yoga dersi almıyorum, alamıyorum, çünkü herkeste onu arıyorum… Belki bir gün, belki yeniden…

Zone diyetinde yiyecekleri 3 kategori halinde düşünmeniz gerekir: Proteinler, karbonhidratlar ve yağlar. Karbonhidratlar ensülini uyarır, proteinler glikojen hormonunu etkiler, yağlar ise eicosanoid adı verilen bir başka grup hormonu etkilerler. Ensülini “belirli bir aralıkta” yani “zone”da tutarak sağlıklı kalmak için vücudunuz, doğru dengede olmak şartıyla tam da bu üç besine ihtiyaç duyar. Bu besinlerin dengesinin bozulması ve ensülin seviyesinin fazla dalgalanması, vücudunuzun hormanal dengesinin bozulmasına ve kilo alınmasına neden olur. Kısaca ensülin, ne fazla yüksek ne de fazla düşük olacak şekilde, belirli bir aralıkta yani Zone’da bulunmalıdır.

Zone Diyeti ile Bir Hafta“, Dr. Barry Sears

Zone’u sevmenin en önemli nedenleri  “zorlama ve direnç” oluşturmayan, “katı kurallar” koymayan, meyve ve sebzeleri de “karbonhidratlar” grubu içinde sayan, karbonhidratları, yağları ve proteinleri kendi içinde “tercih edilmesi gerekenler ve az tüketilmesi gerekenler” olarak  iki gruba ayıran, tek yasağın “aç kalmak” olduğu “esnek” bir “beslenme yöntemi” olması. Dr. Barry Sears’ın Zone ile ilgili çok fazla kitabı var, ancak bildiğim kadarıyla Türkçe’ye çevrilmiş olan sadece “Zone Diyeti ile Bir Hafta”. Eğer ilgileniyorsanız kitapçılarda bulmanız ya da şuradan sipariş vermeniz mümkün. Eğer daha geniş, daha fazla bilgi edinmek isterseniz buradan sitesine bakmanızı da öneririm.

Ve işte size Zone’dan bir kahvaltı kombinasyonu seçeneği…

Servis: 1 kişilik

Malzemeler:

  • 236 ml, 1 cup %1 yağlı süt
  • 1 cup çilek, ince ince doğranmış
  • 45 gr peynir (ben cheddar kullandım)
  • 1 portakal (mevsimi geçti diyorsanız elma da olabilir)
  • 12 adet badem

Hazırlanışı:

  1. Süt ve çilekleri bir mikserde karıştırarak bir bardağa koyun.
  2. Peyniri küçük parçalar halinde doğrayın, portakalları halkalar halinde doğrayarak, tekrar 1/4 parçalara bölün ve dilediğiniz şekilde çubuklara yerleştirin. (Çubuklara yerleştirmeden bir tabağa da koyabilirsiniz.)
  3. Bademleri de tabağın kenarına koyun ve çilekli sütünüzü afiyetle içerken meyve, peynir şişlerini ve bademleri de afiyetle yiyin. Sonra da hafiflemenin dayanılmaz hafifliğini hissedin:))