GLÖGG

Glogg

Koşar adımlarla gelen yeni yılın kilometrelerce öteden üzerimize sinen heyecanı ve dolayısıyla sebep olduğu telaşı sarıvermişti her yeri, hafta sonu. Süpermarketlerde başka bir hareketlilik vardı, trafik de başka…Bir hazırlık, bir telaştır gidiyordu adeta. Eksik kalır mıydık?:)

Cumartesi yuvarlanıp toparlanıp karışıverdik telaşlı kalabalığın arasına. Cuma akşamından bile öğlen 12 matinesine zar zor yer bulabildiğimiz “gitmezsek olmaz”:) film için yollara düşüvermiştik bir kez. Üç küsur saatlik bu filmin ve devamında bizi bekleyecek trafiğin hafta sonu mutfakta “var etmem” gerekenler için ayıracağım zamanı elimden kapıp götürerek beni ardında gözü yaşlı bırakacağından habersiz kuruluvermiştik sinemanın koltuklarına. Saat 12’yi gösterdiğinden, az sonra midemizden fırlayıp kafamızda boza pişirecek açlığı sakinleştirmek üzere bir elimizde pop corn diğerinde cola, gözlüklerimizi taktık, filmin başlamasını bekliyorduk. Sonra bir anda filmin içinde buluverdik kendimizi… Çok etkilendik. Nokta.

Aaa saat kaç olmuş, daha alışveriş yapacağım, Vefa Bozacısından boza alınacak -ki sizlere boza yapılacak-, ertesi güne çikolatalı şey yapılıp O’nun ailesi ile yapılacak erken yılbaşı kutlamasına götürülecek, araya glögg sıkıştırılacak, nasıl olacak, nasıl yetişecek sızlanışlarım arasında alışveriş yapıldı, boza alındı, eve gelindi.

Eve geldiğimizde içimdeki pop corn’lar midemde adeta çılgınca bir dansa başlamışlar,  zıp zıp zıplayıp, yerlerinde duramıyorlardı. Birde üzerine yediklerim vardı. Çok da yememiştim aslında ama işte her şey o beyaz patlak çatlakların suçuydu:) Onların dansı üzerine partiye son vermeleri için mideme jet hızıyla gönderilen yeşil çay, pop corn’ların dansının üzerimdeki etkisini hafifletse de bir bacağım bir koltukta diğeri öbür koltukta kıvamına gelmiştim bile:)

Oysa kalkmalı ve bulgurları geceden pişirip ertesi güne hazır etmeliydim. Yok, yok yok… Ağırlık çökmüştü üzerime bir kere. Hatta bulgurları ve bozayı düşünmek bile zaten yapışıp kaldığım koltukla iyice bütünleşmemi sağlıyordu. Yapılacak tek şey vardı teslim olup, bir film seyretmek:)

Ertesi sabah, daha kahvaltı bile etmeden sizlerle tarifini paylaşacağım o çikolatalı şeyi ve glögg’i hazırlamakla ve acele ve hızdan mutfağın altını üzerine getirmekle meşguldüm. Böyle zamanlarda mutfakta ocaktan sonra ateş saçabilen ikinci şey olabiliyorum:)))

Uzun lafın kısası boza kaldı, gideceğimiz yere geç kaldık, trafiklerde kaldık. Evimizde ayağımızı uzatma hayalleri ve arzusu ile bedenen başka yerlerde kaldık… Kaldık da kaldık… Hafta sonunun tüm bu telaş girdabı içinde tükenmişken bir İsveç’li çalıverdi kapımı, keyfim yerine geldi, ohhh be:)

Tanıştırayım, Glögg:) Sıcak ve baharatlı şarap. Beyaz ya da kırmızı size kalmış. Dilerseniz içine votka da koyabiliyorsunuz. Alkolsüz olanı da mevcut. Farklı tarifler var; içine elma, portakal kabuğu, vanilya çubuğu gibi malzemeler ekleyerek de yapılabiliyor. Ancak çubuk tarçın, karanfil olmazsa olmazları arasında:) Ohhh mis gibi:)

Yılbaşı akşamı kapınızı tıklatanları bu sıcacık ve lezzetli şeyle karşılayın, o telaşın ve koşuşturmacanın arasında kendiniz de içmeyi unutmayın:)

Uyarlama: Swedish Christmas, Catarina Lundgren Aström&Peter Aström

Servis: 4 – 6 kişilik

Malzemeler:

  • 1 şişe kırmızı ya da beyaz şarap
  • 1/2 cup şeker
  • 18 adet bütün karanfil
  • 8 adet bütün kakule tohumları
  • 1 adet çubuk tarçın
  • bir parça zencefil rendesi

Hazırlanışı:

  1. Bir tencerede şarap ve diğer malzemeleri karıştırın ve küçük ateşte ısıtmaya başlayın.
  2. Aynı zamanda şekerin çözülmesi için sürekli karıştırın. Şarabın kaynamasına izin vermeyin.
  3. Şeker çözüldüğü anda tencereyi ateşten alın üzerine kapağını kapatın ve 1 saat kadar oda sıcaklığında dinlendirin.
  4. Daha sonra servis edeceğiniz şişe/karaf ya da kaba aktarın. Dilerseniz süzerek de aktarabilirsiniz. Bu şekilde içimi daha kolay olur.
  5. Glögg yanında badem ve kuru üzümle servis ediliyor, dilerseniz siz de yanına koyuverin. Afiyet olsun:)