İLKBAHARA UZANAN HAFTA SONU

İlkbahara Uzanan Hafta SonuGözlerimi açtım; uzaklarda dans eden güneşin siluetiydi duvarları aydınlatan, keyiflendim. O’nunla kocaman bir gün ve bir gün daha vardı önümüzde; güneşli günlerdi bunlar… Her ne kadar paralel evrenler ve zamanlar olduğu üzerinde yazılıp, çizilip, bir tahtaya dizilip zihinlerimiz zorlansa ve “zaman” görece bir kavramdır gibi ağır ağır tarifler verilse de bizim kaybedecek bir “zaman”ımız vardı “bugün”.
Güneş vardı.. ilkbahar geliyor yaz ise valizini hazırlıyordu.  Kalabalığın arasına karışacaktık, verdiğimiz sözler, aldığımız mesajlar vardı. Güne uyanmalı, güneşle uyanmalı, el ele, kol kola, omuz omuza kırlarda koşmalı ve çoşmalıydık:) Ama önce ilkbahar habercisi, çiçeği burnunda yepyeni butiğe  uğramalı gündüz gözünle kendi gözümle tiril tiril fotoğraflar çekmeliydim.

El ele vermiş üç ortaktan biri sevdiğim bir arkadaşım olmalıydı tabi, yoksa güneşle uyanır uyanmaz caddenin kalabalığına karışıp, karışıp yine karışıp saatlerce karışık kalır mıydık.. Kırlarda sahne alamamıştık belki ama ayak üstü “moda fotoğrafçılığı” yapmıştık. Bi’şey de almıştık:) ama daha çok şık bi’şeyler vardı…Yine gelmeliydik, güneşli bir günde, ilkbahar gelmişti ne de olsa:)

Karınlarımız çok ama çok acıkmıştı, ne de olsa amatör fotoğrafçılık mide kaslarımızı da zorlamıştı. Caddedeydik, ne yemeliydik? Düşün düşün düşün meliydik. Meksika yemeği yemeliydik ama bir şartla, akşam birşey yememeliydik. Yememeliydik tabii, ama yedik:) ufak ufak, azar azar… Güneşi batırdık büyülü ayı farkettik, incecikti, imrendik.. Koşarak, uçarak, kaçarak “meydana” çıktık. Hangi filme gitmeliydik? Düşün düşün düşün memeliydik! “zaman” -tüm göreceliğine rağmen somutça – dikilmişti önümüze. Karar vermeliydik; verdik.

Gözlerimi açtım; dans eden güneşin siluetiydi duvarları aydınlatan, keyiflendim. O’nunla kocaman bir gün vardı önümüzde; güneşli günlerdi bunlar… -herşeyin bir tekrarı mıydı bu göz açışlar? rüyasında kelebek olduğunu gören Chuangtze miydim, yoksa rüyasında Chuangtze olduğunu görmekte olan bir kelebek miydim:))- düşün, düşün, düşünmeli miydim? Güneş göz kırparken, verilmiş sözler hesap sorar, “zaman” yolumu keserken… Rüyamda ki gerçeliğe dönerek “aç”lığımı fark ettim, güneşli ve keyifli bir gündü, beyaz fırın’daydık, yemeli ve daha da keyiflenmeliydik:) Az sonra ki kayınvalideden geline aktarılan Larousse Gastronomique töreni için hazır olmalıydık:) Hemen bakılmalıydı içine, kaç yılının baskısıydı, eski olmalıydı çoook eski… Keyifliydim, hem de çok, artık benim de bir Larousse Gastronomique‘im vardı, hem de 1972 model:)

Bu keyifle İstinye Park’ta almalıydık soluğu, sebze ve meyvaları gözlerimizle seçmeli ellerimizle toplamalıydık birer ikişer.. Ama önce “gel gel bak burdayım, alışveriş yap” diye beni çağıran mağaza; “nahhas”a gitmeli, vurulduğum bakır kapları, tabakları, bilumum oyucakları bir bir ellemeli, sağını solunu kurcalamı, fiyatlarına bakmalı, ölçmeli biçmeli ama ne olursa olsun “bi”şey almalıydım:) Internet adreslerini sormalı henüz olmadığını öğrenmeliydim. İki şey almalı ve burayı çok ama çok sevmeliydim..

“Lost” olmalı; yine nerdeydik, kim nerde nasıl çok saçma şeklinde yorumlarımızla noktalamaydık “Lost”u ve bir hafta sonunu daha…

İlkbahara uzanmaya çalışan hafta sonundan kalanlar geriye, benden size… Uyanmalı, ayılmalı, gözlerini açmalı yeni güne, güneşe; ilkbahar habercilerine:)