Bir Cuma Günü…

Bir Cuma Günü...
Cuma günü bu kadar keyifli olmamın sebebi “cuma” günlerini çok sevmem değildi yalnızca; O evimize döndü… Ayrıca Loli ile kol kola sokaklarda hoplaya zıplaya dolaştığımız bir gün geçirdik ve hafta sonu bizde kalmak üzere “tekerlekli kırmızı bavul”u da alıp yollara düştük, “tekerlekli kırmızı bavul” günümün en önemli ve en eğlenceli parçası olduğundan kendisi ile olan ilişkimden söz etmeden geçemeyeceğim; zaman zaman ayaklarımı yerden kesti; yokuşlarda:) zaman zaman ise ben onun tekerleklerini yerden kestim, ikili salto ile havalarda uçurdum; merdivenlerde:) Yokuş aşağı ben miydim bavulu çeken yoksa o muydu beni peşinden sürükleyen tam olarak kestiremiyorum:)“Tekerlekli kırmızı bavul”un cuma günü hayatıma girme sebebi Loli’nin iki günlük kılık kıyafetini taşımak değildi sadece,  Lolipop hanımım cuma günleri ata bindiğinden bir de çizme, şapka, kırbaç gibi bilimum kostümsel kılığı da yüklenmek zorunda olduğumdan “herşey tek bir yerde” mantığıyla tekerlekli kırmızı bavula sarılıverdim. Ne de olsa yolumuz uzundu: Önce bir taksi bulunacak, bulunması için sokağın başına kadar bavulla dans ederek yürümek zorunda kalınacaktı. Sonra bavul taksinin bagajına yüklenecek, Loli ile arka koltuğa kurulunacak, Hannah Montona haberleri ve okul maceraları ile dolu bir sohbetin ardından yine bavulla dans edercesine artık evimiz zannettiğimiz Kanyon‘a doğru karınlarımızı doyurmak üzere koşar adımlarla süzülecektik.
Bir Cuma Günü...

Loli’nin “pesto soslu makarna” aşkı üzerine num num‘da kırmızı bavulumuzu “bir yere” park ederek iştahla makarnalarımızı mideye indirecektik. Sonra yine yeni yeniden bavulu iteleyerek, çekeleyerek D&R‘ın içinde ilgi alanlarımıza göre kaybolacak ve uzunca bir zaman geçirerek buradan yeni diyarlara doğru yola çıkma zamanının gelmiş hatta geçmekte olduğunu fark edip iteleye, çekeleye, ayaklarımız yerde kesile kesile çıkışa doğru yol alacaktık.

Bir Cuma Günü...

Ne var ki tatlı ihtiyacımızın aniden geliveresi tutacak ve “uzunca bir zaman Fransız sandığım oysa Belçikalı olan, sabahları Kanyon’da in cin top oynar, ip atlarken keyifli keyifli kahvaltı yapabildiğim, oturacak vaktim olmasa bile rüzgar gibi geçerken bir uğrayıp nefis brioche’larından ya da tatlılarından alabildiğim” Le Pain‘e uğrayarak brownie ve çikolata bombası paketleterek bavulumuzla birlikte Atlı Spor Kulübü‘ne doğru yola koyulacaktık.

Bir Cuma Günü...

Maslak’ın soğuğuyla üşüyecek yine de ders başlamadan önce bütün atları sevecektik, Loli sahne kostümlerini giyinecek ve hangi ata bineceğinin verdiği merak ve heyecan içinde diğer kıyafetlerini bavulun üzerine kenarına köşesine fırlatıvererek ortamdan uzaklaşacaktı, ben arkasından toplayacaktım. Sonra ben de bavulsuz olarak Lolipop’un ata binişini “donarak” ve keyifle izleyecektim. Harpe isimli koyu renk bir ata binecekti Loli, dersten önce Harpe en az birkaç kilo işeyecek ders sırasında rahat edecekti. Adetalar, dört nallar, anavanlar yapılacak bir ders daha sona erecek ve yine yeni yeniden tekerlekli kırmızı bavulumuzla dans ederek, uçarak kaçarak koşarak Maslak trafiğinin öldürücü kısmına yakalanmamak üzere acele ederek O’nun arabasına kurulacak ve sevgi pitircıkları şeklinde evimize gelecektik. Mayışmış, yorulmuş bir halde koltuklara uzanacak, oturacak, yayılacak ve tam uyuklamak üzereyken gecenin bombası ile yeniden canlanacaktık: tatlılarımız vardı!

Bir Cuma Günü...

Loli çikolata bombasını tek başına midesine indirecek O ve ben ise brownie’yi paylaşacak ama önce krema koyacaktık üzerine. Yerken benim yaptığım “Fransız Çikolatalı Kek”e ne kadar benzediğinden bahsedecek ve mutlu mesut bir kaç saatin ardından ertesi güne enerji depolamak için derin uykulara dalacaktık…

Uzun bir gün olacaktı, uzuuuun ve keyifli bir gün oldu…

yorumlar

  1. Ne yazacağımı bilemedim. Fotoğraflara mı bir şey yazmam lazım, yoksa “Tekerlekli Kırmızı Bavul” a mı gülmem lazım, emin olamadım. Hannah Montana olayına takılmış haldeyim. Çok keyif aldım, teşekkür ederim.

  2. Gene benim… Ortak yanlarımızın sayısının artığını gördükçe kendimi tutamıyorum. Takip listesindeki “Nordljus” benim hayranı olduğum ve ayran budalası gibi ağzım açık baktığım yerdir. Sizin de onu beğenmeniz çok ama çok sevindirdi. Bu yabanci bir ülkede Türk ile karşılaşmak gibi. Çok konuştum kaçıyorum. Sevgiler…

  3. Ayşem – Ben bu yorumlara nasıl cevap yazsam diye düşünüyorum. Yine sabah motivasyonu oldular, bu kadar içten bu kadar keyifli yorumlar geldiği için ne kadar teşekkür etsem az mı desem ne desem bilemiyorum çünkü yorumlarınızı okudukça yüzümde kocaman bir gülümseme oluşuyor; ağzı kulaklarına varma durumu:) Sitemin ilk yorumları hep sizden geldi; sizin yorumlarınız snoweggs’in nazar boncuğu oldular! Dün gece geç saatlere kadar yine sitenin alt yapısı , üst yapısı , sağı, solu, fiziği ve kimyasıyla uğraştık. Hala da bir takım eksiklikler ya da arada patlayan kodlar olabiliyor. Bugün bir mailing ile kendisini eşe, dosta, halka duyuracağım artık:)

    2. yorumunuzla ilgili de buradan devam edeyim:) Nordljus‘u Cafe Fernando sayesinde keşfetmiştim. Sizinle aynı duygular içindeyim. Ne zaman baksam gerçek olamayacak kadar neredeyse kusursuzluk derecesinde muhteşem görünüyor gözüme.
    Sizin sitenizde ki yazılar ve fotoğraflar da çok keyifli:) Bazen bir insanı tanımadığınız halde kendinize yakın hissedersiniz ya peçete’den notlar‘ı ilk ziyatret ettiğimde böyle hissetmiştim, her gün merakla bakıyorum ne yazmışsınız diye. Ama hiç yorum yapamadım orada henüz:( Umarım bugünden sonra site ile ilgili pek çok şey tamamlanmış olacağından ben de sitenizde “hem okur hem yazar” olabileceğim:)
    Hem konuşmayı hem de yazmayı çok seviyorum, yine uzadı:)
    Sevgilerimle…

  4. Sabah saat on sularında yazılarınızı okurken çok keyif aldım, hele LOLİ ile ilgili yazdıkların anladığım kadarı ile uzunnnn geçmesini istediğiniz (“sevmeseniz” de tatlı geçmiş’ya) cuma gününün en tatlı anıları..

    Çok beğendim başarılar.. yeni ,yeni şeker şeyler bekliyoruz. sevgilerimle..

yorumunuzu bırakmak için: