Rani Peynir |
||
|
L’Art Du Fromage ile ilgili önceki yazımın ardından posta kutuma friendfeed üzerinden düşüveren bir mesaj; -Hmm, Rani keşke yapsa böyle bişey… Rani’ye gittin mi hiç?- Rani’ye hiç gitmediğim gibi o güne kadar adını bile duymamıştım. Bir peynir sevdalısı olmadığımdandır belki de, kim bilir? Devam eden yazışma ile önce Rani ardından Kantin‘e gitmeye karar verilir ve gidilir. İyi malzemelerle yemek yapmaya ve iyi yemek yemeye düşkün benim için bir günde iki kocaman keşif. Hem de sabah 9′da tüm bacak kaslarımın canına okuyan bir pilates dersinin ardından Beşiktaş’tan Akaretlere tırmandıran ve oradan Nişantaşı’na devam ettiren bir keşif… Neyse ki peynir sevdalısı değilmişim, ya öyle olsaymış:) 1993 yılında Antalya Manavgat bölgesinde, 150.000 metrekarelik bir alan üzerine kurulmuş Rani çiftliğinde organik sebze, meyve, et ve süt ürünleri yetiştiriliyor ve “Gouda, Edam, Maasdam, Emmantel, Mozarella ve Cheddar gibi yabancı kökenli peynirler aslı ile aynı özelliklerde, Fransa ve Hollanda’dan gelen uzmanların denetiminde üretiliyormuş. Rani’nin Akaretler’deki mağazasında Gouda (sade, kimyonlu, biberli), Edam, Maasdam, Emmantel, Cheddar, Mozarella, Keçi Gouda, Keçi Tulum, Eski Cheddar, Parmesan, Roquefort, Mimolette, Brie, Camembert, Taze Keçi Peyniri, Taze Kaşar (sade, kimyonlu, biberli, kekikli, sucuk baharatlı) gibi peynir çeşitlerinin yanı sıra Manda yoğurdu, Süzme yoğurt, Fransız usulü tereyağ ayrıca kuruyemiş, kuru meyve, reçel, bal, zeytin, bakliyat ve mevsimlik bazı organik sebze ve meyveleri bulmak da mümkün.
Rani’nin peynirlerine Akaretler’deki mağazanın dışında Macro’ların şarküteri bölümlerinden de ulaşabilirsiniz. Fransız’ların bazı daha özel peynirlerini gözüm aradıysa ancak bulamadıysa da Rani’ye çeşit konusunda hakkını vermek lazım. Ayrıca Akaretler’deki mağazası çok keyifli, mutlaka uğrayın, ufak ufak çeşitlerle denemeye başlayın. Adres: Süleyman Seba Caddesi No:60 Beşiktaş/İstanbul Tel: 0212 259 01 00 Web: www.sezergroup.com |
||
|
|
Yeni Yıl Hediyeleriniz:) |
||
|
|
||
Ben’lerin İçinden… |
||
|
|
||
İlkbahara Uzanan Hafta Sonu |
||
|
|
||


Sabahtan beri ben nereye onlar oraya, masum bakışlarıyla yüreğimin üzerinde duygusal yükler oluşturmaya çabalayıp peşimde dolanıp durdular. Dertleri biran önce fotoğraflarını sizlerle paylaşmamdı. Sesleri çıkmadı, hadi yap artık demediler ama adeta gözleriyle daha da fazlasını ifade ettiler.
Bugün, “giriş paragrafı nasıl olsun” konusunda anlaşamadıklarından sabahın erken saatlerinde yeniden bir araya gelen “ben”ler”, nispeten daha sakin ve verimli geçen bir “egolar egolara karşı” fikir turlamasının ardından bir çözüme ulaştılar ve toplantıya katılan “ben”lerden en beğenilen bir kaç tanesinin “giriş paragrafı”nı yayınlama kararı aldılar.
Gözlerimi açtım; uzaklarda dans eden güneşin siluetiydi duvarları aydınlatan, keyiflendim. O’nunla kocaman bir gün ve bir gün daha vardı önümüzde; güneşli günlerdi bunlar… Her ne kadar paralel evrenler ve zamanlar olduğu üzerinde yazılıp, çizilip, bir tahtaya dizilip zihinlerimiz zorlansa ve “zaman” görece bir kavramdır gibi ağır ağır tarifler verilse de bizim kaybedecek bir “zaman”ımız vardı “bugün”.




