Çikolata Sarmalı ve Dahası… |
||
|
Uzunca bir aranın köşesinden çıkageldim nihayet. ”Evvel zaman içinde” diye başlamaz tüm hikayeler, benimki de… “Bir varmış bir yokmuş” diyerek başlayacağım bu kez. Uzunca aranın ardından uzun soluklu bir hikaye olsun, hazırsanız, başlayalım bir ucundan… Bir varmış, bir yokmuş… Günde 3 saatten az yapılan egzersize spor demeyen, aynı gün içinde sıkı bir Pilates’in ardından, artık neredeyse bebek oyuncağı:) gibi gelen ve güldüğünde bile karın kaslarını bir duvar gibi hissetmesini sağlayan Killer Abs dersine giren, hızını alamayıp hemen üzerine yaklaşık 50 dakika kadar pedal çeviren, Olivia Newton John’un kalem gibi vücudu kadar olmasada bir hayli incelen, son iki senedir bilgisayar başında iyice hamlaşan vücudunun yarattığı bel, boyun ve sırt ağrılarından eser kalmayan, ve bu haliyle kendini üniversitedeki gibi aktif, dinamik ve heyecanlı hisseden, ve birkaç gün sonra kavuşacağı cennet sığınağı Marmaris kıyılarına yolculuk için atkı, eldiven, şapka, bikini, güneş koruyucu gibi ıvır zıvır alışverişlerini yapan ve özgürlüğün ne olduğu ne olmadığına epeyce kafa yoran bir kız varmış:) Hikayeyi tam bu noktada birinci tekil şahsın ağzından dinleyelim: Gözlerimi açtığımda etraf hala karanlık, sağ kolumda bir terslik var; dirseğimden aşağı bileğim ve işaret ile serçe parmağıma kadar durmak ve hafiflemek bilmez bir “sızı”. O anda, uykumu bölme cesareti gösteren bu zalimin kim olabileceği, nereden gelip ne zaman gideceği ve spor ve tatil başta olmak üzere “etkinlikler”ime nasıl etki edeceğine dair tüm teoriler, varsayımlar, hipotezler ve hatta arada ezilip büzülen sezgiler zihin meydanında tozu dumana katarak ayaklanıyor. Savaş tanrısı edasıyla dirseğimden aşağı doğru durmaksızın at koşturan “Sızı” ise zihin meydanındaki ayaklanmaya bile hükmediyor. Bense çaresiz, bakakalıyorum gecenin içine… O’nu uyandırmadan bir saat, Sızı’nın esir alarak hükmettiği orduyla birlikte uzanarak, bekliyorum, belki geçer… Geçmiyor, hatta hafiflemiyor bile. Geçmişte omuzumda oluşan küçük bir yırtık, O’nun menisküs ameliyatı derken, Sızı’nın ordusuyla savaşacak güçte hissetmesem de en azından deneyebilecek bir iki taktik biliyorum:) Önce buz uyguluyorum, bu sırada O geliyor, birlikte bakakalıyoruz bu kez. Geçmiyor ve hatta hafiflemiyor bile. Son vurucu taktiğim, bu durumlarda alınan bir ilaç. Geceyi hafifçe itekleyerek gelen sabahın içinde oturuyoruz; sabah 19 Mayıs’ı da beraberinde getirdiğinden kendi doktorumuza ancak telefonla ulaşabiliyoruz. O gün tatil olduğundan bir sonraki güne randevu alıyoruz. Ne ilaç ne buz, ne oturmak ne uzanmak hiçbiri Sızı’nın hükümranlığına engel olamıyor, ancak bir şey keşfediyorum; ayağa kalkıp kolumu hareket ettirdiğimde Sızı bir pusun için kaybolup gidiyor. Gün içinde oturmadan idare edebiliyorum ancak, saatler uykuyu gösterdiğinde Sızı gecenin içinde tüm varlığıyla beliriyor. Gece boyunca arada kalkıp dolanıyorum, uyku yok! Sızı dayanılmaz! Ertesi gün, Le Pain’de güzel bir kahvaltının ardından Sızı’yı tanımak ve onu alt etmek amacıyla biricik doktorumuzun yolunu tutuyoruz. Soruyor, anlatıyorum… Parmağını dirseğimde bir noktaya bastırıyor, adeta sıçrıyorum:) Sızı’yı tanımlıyor, iki kelime: sinir sıkışması! Nereden geldiği belirsiz! Nereye ve ne zaman gideceği ise… Hemen tedavi edilmesi gerektiğini vurgulayarak aksi takdirde ameliyata kadar uzanabilen bir süreçten bahsediyor. Bir ay boyunca buz ve sıkı bir ilaç tedavisi veriyor ve ekliyor: 3 – 4 haftaya oldukça rahatlarsın. Fiil seçiminde bir yanlışlık olduğunu düşünüyorum; geçmek yerine rahatlamak dedi galiba!:) Peki ya spor? Ona da izin var, ancak zorlandığım bir hareket olursa o kısımları atlayacağım. Zaten ertesi gün spor hocam bazı şeyleri yasaklıyor. O gün pilates ve pedal çevirmeyle yetiniyorum. Bir sonraki gün tatil ve yolculuk zamanı! Sızı da hemen yanımda, savaş kılığından arınmış, tatil kılığına bürünmüş… bizle Marmaris’e gelmeye hazırlanıyor:)
Marmaris, Select Maris günlerini bir başka yazımda dillendirmek üzere hikayeyi hızlıca ileri alıyorum: İstanbul’a dönüyoruz, bu sefer diğer tatil dönüşlerinden bile daha buruk içimiz, aklımız yüreğimiz orada kalıyor belki de bırakıveriyoruz, öyle istiyoruz… Marmaris’in mevsim dolayısıyla buz ve her daim berrak mavisi ve İstanbul’un ardından oksijen çadırı etkisi yaratan yeşili ile Sızı’nın hükümranlığı biricik doktorumunun deyimiyle oldukça hafiflese de İstanbul’a döndüğümüz ilk hafta yine canımı sıkıyor… Yazı yazmak haricinde neredeyse her işimi sağ elimle gören bir solak olarak, Sızı’nın hareket ve etkinlik engeli oluşturması canımı sıkıyor. Aklınıza gelebilecek ufacık tefecik günlük sıradan hareketler bile zorluyor kolumu; saçımı şampuanlamak ve kurutmaktan tutunda, klavye ve mouse kullanımına, mutfakta sebze doğramaktan, birşeyler karıştırıp çırpmaya, yemek dolu bir tabağı elimde tutmaktan, fotoğraf çekmenin ciddi şekilde Sızı’yı canlandırmasına kadar… Onu hissetmememi sağlayan şey ise yine hareket! Ancak sağ elimi ve bileğimi zorlamadan yapılan hareket; yürüyüş, bisiklet, pilates gibi:) İki gündür satır ve paragraf aralarına kocaman kocaman zaman aralıkları vererek yazıyorum. Dilim varmıyor ancak neredeyse ailemizin yeni üyesi gibi her daim yanı başımda arsızca dolanan Sızı satır aralarına kadar sızıyor. Lakin bir savaş tanrısı, bir düşman gibi gecenin içinden çıkageldiği o günlerden çok daha kifayetsiz, ne bir atı ne de bir ordusu var… Hatta son günlerde, ”özgürlüğün her istediğini yapmak demek olmadığını” hatırlatmak amacıyla özgürlük diyarından gönderilmiş bir dost olduğunu bile düşünüyorum:) Ailemizin diğer yeni üyesi ise iki haftadır iç dolgusunu farklı alternatiflerle denediğim ve sonunda hem nutella hem kremada karar kıldığım “çikolata rulosu”, “çikolatalı rulo”, “çikolata sarmalı” ya da nasıl adlandırmak isterseniz:) Öncelikle müthiş kolay ve pratik. Ve “bir dilim asla yetmez” familyasından!:) Un yok, tereyağ yok, bol boooool çikolata var. Nemli ve yumuşacık bir çikolatalı kekin içine bolca sürülmüş nutella ve pudra şekeriyle çırpılmış krema… Bir de benimki rulo pastadan ziyade Rorschach mürekkep testlerini andırıyor sanki, ne dersiniz?:) Tarif gelsin ben gideyim, bir de Sızı… Ben giderim o gider, yanımda tın tın eder? Baston mu? O eskidendi:))) Uyarlama: Country Homes Dergisi, Eylül 2009 Servis: 10 kişilik Malzemeler:
Hazırlanışı:
|
||
|
|









Oytun merhabalar,
İlk olarak geçmiş olsun. Bu arada altın örümcek adaylığını gördüm, tebrikler! Umarım kategorinde kazanırsın. Ayrıca bir şeyi daha söylemem gerek: bende de aynı tabaktan var! Bir türlü sırası gelmedi, kullanamadım çekimlerde. Benden önce davranmışsın
Kek de çok lezzetli görünüyor ayrıca, eline sağlık.
Sızı yaşamın bir parçası olunca alışıyor insan ama karpal tünel denilense sonunda zaten ufak ve basit olduğu söylenen bir ameliyat…
rulo her zamanki gibi çok leziz görünüyor geçmiş olsun, afiyet olsun
Oytun çok geçmiş olsun, güzelinen bel fıtığım olduğu için durumunu çok çok iyi anlayabiliyorum. Yapmak istediklerin ve yapmak istediklerine engel senin dışında gelişen ama en başta seni etkileyen fiziksel bir olay. Böyle tanımlıyorum bel fıtığını, sızı da ondan farklı gözükmüyor anlattıklarına göre. Tekrar tekrar geçmiş olsun, yardımcı olabileceğim birşey olursa haber vermen kafi.
Öptüm
Canım geçmiş olsun. Ben de nerelerde acaba, diyordum… İnşallah en kısa zamanda sızı gitsin, neşe gelsin. İyileş de, parti yapalım artık; ben mezun oldum
))
Oytun Hanım, geçmiş olsun! Çikolatalı enfes görünen pasta ile sızıları dinlemeye birkaç saat ara vermişsinizdir umarım.
İşteeee en sonundaaaaa…..
Cok gecmis olsun Oytun. Umarim sinsi SIZI en kisa zamanda seni rahat birakir.
sevgiler
oytuuuun çok geçmiş olsun bende sporda belimi incittim 1 ay fizik tedavi gördüm bu arada ama hala geçmedi tam olarak. bu tür bir sıkıntıyla insanın hayatının sınırlanması çok kötü bilirim
( umarım bir anca tam olarak geçer. sevgiler
çook geçmiş olsun
bol bol çikolata kullanarak neler yapılır diye düşündüğünde en sade ama en çikolatalı lezzet budur sanırım:)))
bu arada tabak çoook şirin
not : bu sefer geceye kalmadan yazdım
Özhan, güzel dileklerin için ayrı ayrı teşekkür ederim:) Bu tabağı ve hatta tüm takımını gördüğümde bayılmıştım, ne zamandır duruyordu, aynen yazdığın gibi bir türlü sıra gelmiyordu ya da içine ne koyacağımı bilemiyordum. Sonunda çikolatalı ruloya ev sahipliği yaptı. Bakalım sen ne koyacaksın seninkinin içine, bekliyorum! Ayrıca “ışkın” konusunda sen benden önce davranmışsın:) Bir de sitede ufak tefek değişikler ile Türkçe versiyonu gördüm, ne iyi etmişsin, ellerine sağlık…
Mine, dediğin gibi alışıyor insan, ancak gün içinde pek çok hareketini engellediği ve sonucu biraz belirsiz olduğu için biraz keyfi kaçıyor insanın. Artık pek çok ameliyat nispeten daha basit ancak yine de ameliyat işte:) Çok teşekkürler dileklerin için.
Zeynep, bel fıtığı çok sevimsiz diye duyuyorum hep:( Kolumdaki sinir sıkışmasından kaynaklanan sızı da dediğin gibi pek çok hareketimi kısıtlıyor, en ufak tefek gibi görünenleri bile. Umuyorum ki tez zamanda iyileşsin:) Ayrıca çok teşekkür ederim, düşünmen ve sorman bile yeter:)
Özlem, çok teşekkürler. Aslında biraz orada biraz burada biraz şurada hallerindeyim bu aralar, çoğunlukla da “ekran” denilen tek dişi kalmış canavardan uzak:))) Klavye ve mouse kullanımı bileğimin pek hoşuna gitmiyor da. Bu arada tebriklerrrrrrrrrrrrrrrrrrr, gözün aydın, artık ne denirse bu durumda:) Çok güzel bir haber bu, kutlayalım, hem kıştan beri kızlat falan bi buluşsak deyip duruyoruz, ne iyi olur!
Hülya, çok teşekkürler… Çikolatanın girdiği yerde sızı olmaz diyerek bol bol yedim zaten:)
Oya,
Selen, çok teşekkürler… Umuyorum en kısa zamanda sızının misafirliği biter, gider, bugün itibariyle 1 ay oldu çünkü, misafirliğin uzunu olmazmış:) Bu arada buralara gelme planlarınız var mı?
Burcu, doktor sinir sıkışması dediğinden beri hep kulaklarını çınlatıyorum. Gerçi “bel” daha da beterdir, daha da kısıtlar insanın hareketini:( Umuyorum ki en kısa zamanda dediğin gibi “tam olarak” geçip gider ve bir daha da gelmez, biz de sahalara “tam” olarak geri döneriz:)
Zarpandit – Gökçe, çok teşekkürler:) Görüntüsü sade ancak tam bir çikolata sarmalı, öncelikle keki müthiş, e bir de nutella bir de krema olunca, yeme de yanında yat, missss:)
evet evet
) bu arada 3969 a da mesajımı da gönderdim umarım gönlündeki gibi sonuçlanacak bir süreç olur.
Oytun cok gecmis olsun!Umarim kisa surede iyilesirsin…Pasta cokk guzel gorunuyor,hemen denemek istiyorum bir nutella delisi olarak:)
Nefis olmuştur eminim. Bir dilim alabilirmiyim. Ellerinize sağlık…
Burcu, çok teşekkür ederimmmm:)
Esra, öncelikle -biliyorum çok geç ama- seni ve eşini tebrik ederim, mutlu ve keyifli bir yolculuk gibi olsun evliliğiniz:) Ve çok teşekkürler dileğin için, sanırım biraz zaman alacak ancak yine de iyiye gidiyorum. Rulo keki mutlaka dene, hem çok pratik ve hızlı hem de çok ama çok lezzetli.
Arzu, merhaba… sormana gerek yok, tabi ki alabilirsin, afiyet şeker olsun:)
Lezzeti görüntüsünden fışkırıyor.Ellerine sağlık.Kucak dolusu sevgilerrrrrrrrrrr.
şu an canım çekti çoook fena!!!harika görünüyor!
oytun tarif süper görünüyor:)bayıldım en kısa zamanda deneyeceğim de bu tabak nerden acaba bayıldımm…….
çiğdem35, o da Mudo’dan:)