Çilekli Tartlar, “Tartelettes aux Fraises”
Nisan 17, 2009

Zaman bize haftanın sonuna yaklaşıyor olduÄŸumuzu söyleyebilir ama yine de zamanı ÅŸaşırtıp, kafasını karıştırıp geriye gidebilir miyiz, kesinlikle evet, “bir - sıfır”lardan oluÅŸan dünyada herÅŸey mümkün.
Zamanda filmi geriye sarma zamanı: Cumartesi günü; karnımız aç, Çiya’ya gitmek istiyoruz, evden çıkmadan önce küçük bir çanta hazırlıyoruz, bu gece annemlerde kalacağız ama önce Çiya’ya gidilmeli ve birkaç çeÅŸit yemek paylaşılarak yenmeli stratejisi izleyerek Kadıköy’de alıyoruz soluÄŸu, her zaman park yeri bulduÄŸumuz sokağımız bu sefer dolu, hatta otoparkların hepsi aÄŸzına burnuna kadar dolu, bir yer buluyoruz sonunda, gittikçe acıkıyoruz ve koÅŸar adımlarla Çiya’dan içeri giriyoruz; kalabalık.. Neyse ki burada House Cafe’deki “bir iskemlelik yer kaplayan” blackberry’ler olmadığından kalabalığa raÄŸmen yer buluyoruz, hem de cam kenarında:) Kalabalık.. menü gelemiyor bir türlü, midelerimizin isyanı, garsonların”menü seferberliÄŸi” ile kısa zamanda son buluyor. Önce -hayatımda yediÄŸim en lezzetli- içli köfteler midenin isyanına bir ön cevap oluyor:) Arkasından garson kızın -ama bu yapraklarıyla yeniyor- uyarı mı yoksa açıklama mı tam olarak anlayamadığım söylemi eÅŸliÄŸinde enginar dolmam geliyor, -acaba ne demek istedi- diye düşünmeden çatalın ucuyla biraz içinden alıyorum, sonra yapraklar bıçak ve ben’den oluÅŸan farklı bir bermuda ÅŸeytan üçlüsüne sahne oluyor “zaman”.. Bıçak mı keskin deÄŸil, yapraklar mı sert, her ikisi de mi, yoksa, yapraklar yenmiyor mu, garson kız ne demek istedi? Katil hırsız:)

Kesiyorum, bir gayret yine deniyorum, azimliyim, vazgeçmek yok, iÅŸte sonunda bir yaprağı -hoooppp- aÄŸzıma atıveriyorum; çiÄŸne, çiÄŸne, çiÄŸne, çiÄŸnemeye devam et, çiÄŸnemeye devam et, yok olacak gibi deÄŸil, çiÄŸnedikçe katılaÅŸarak sert bir hal alıyor, suratımda buna paralel garip bir hal alıyor olacak ki O -ne oldu- diye soruyor; -yapraklarını yemeyi denesene- diyorum:) ÇiÄŸniyor, çiÄŸniyor, çiÄŸniyor, merakla bakıyorum, bekliyorum, sonunda -ben yiyemediysem sen hiç yiyemezsin- diyor, rahatlıyorum, nedense?:) Yaprak ve bıçak savaşını sonlandırarak çatalımla enginarın içinden yiyorum; kıyısından köşesinden, lezzetli ama aklımın en geniÅŸ yerinde -niye garson kız öyle dedi- türküsü çalmakta.. Sonra Çiya’nın en zevkli anı geliyor: tatlı seçimi:) -Ondan mı, bundan mı, ÅŸundan mı yesem acaba?- sorularına gark oluyorum bu seferde, beynimde bir faaliyettir gidiyor, cevabı buluyorum: katmer. Ama önce kendisine yer açmak için zahter içiyorum, birinci bardakla gerekli hacimsel boÅŸluÄŸu yakalayamayınca ikinci bardağı da içiveriyorum. Katmer de geliyor iÅŸte: çooook lezzetli çok. Bir an yan masada -enginarın yapraklarını savaÅŸmadan yiyebilen- adama takılıyor gözüm, yiyor, çok rahat görünüyor, yine yiyor.. Kısa bir aydınlanma yaşıyorum; “direnç yasası”nı hatırlıyorum:)) Bıçak ve diÅŸlerim gibi keskin materyallere direnç gösteren yaprağı, adam eliyle alarak sadece uçlarını yiyor gerisini atıyor.. İşte bu kadar, çok kolay, savaÅŸ yok, direnç yok:) Garson kız geliyor, geç gelen aydınlanmanın verdiÄŸi hüzünlü mutlulukla -biz yaprakları yiyemedik- diyor ve gülüyorum, nedense?:) Garson kız biraz geç olsa da -bu iÅŸin yolunu yordamını- anlatıyor, niye “ÅŸimdi” anlamış deÄŸilim:)

Mutlu, mesut, bahtiyar, el elele, kol kola, hoplaya, zıplaya arabamıza biniyoruz, istikamet belli, önümüzde en azından 70 km’lik bir yol var; geçtiÄŸimiz senelerde kuraklıktan kuzuların koyunların otladığı yere ve üzerindeki köprüleri anlamsız ve fonksiyonsuz kılarcasına maviden yeÅŸile dönüşen gölü görüyoruz; yeniden mavi olmuÅŸ, herÅŸey yerli yerinde, maviler olması gerektiÄŸi gibi yeÅŸiller de öyle, “erken emeklilik” korkusu yaÅŸayan köprülerin keyfi yerine gelmiÅŸ, yeniden iÅŸe yarıyorlar:) Biraz ilerde tepenin arkasında “rüzgar gülleri”ni görüyoruz, her yer yemyeÅŸil, her yer çok keyifli; biz de.. Hafta sonunu annemlerde geçiren Lolipop’un geleceÄŸimizden haberi yok; süpriz yapacağız ona. Bizi görüyor; suratındaki ifade; ÅŸaÅŸkınlıkla karışık bir mutluluk ve gözleri ışıldıyor…
Pazar günü; O -kahvaltıdan sonra seni süpriz bir yere götüreceÄŸim- diyor, internetten yakınlarda ki köpek çiftliklerini araÅŸtırmış, gitmeyi çok istediÄŸimi biliyordu:) Çok seviniyorum… çok… Yola çıkmadan önce “rüzgara” raÄŸmen Loli ile birlikte bahçede fotoÄŸroflar çekiyoruz, rüzgar bizi baÅŸka diyarlara uçurmak istiyor, güneÅŸ insanın gözünü alıyor bir de soÄŸuk var… Ama mont, kapüşon, ÅŸapka, gözlük engellerine takılıyor dolayısıyla ÅŸuan için bir fonksiyonu yok:) Birer ikiÅŸer derken önce O, babam ve Loli arabaya kuruluyor, annem her zaman evden en geç çıkar:)) çünkü anahtar, cep telefonları gibi önemli alet edavatları toparlamakla meÅŸguldür, ama bu sefer sebebi var kadının; tam da evden çıkacağı sırada ablam arıyor, onunla sohbetin ardından telefonu bana uzatıyor, bir sohbet daha derken, arabada çıkan isyanının habercisi olarak Loli geliyor -anneannem kapıyı çekip çıkın sadece dedi- diyor, -peki ya anahtar- diyorum, annem nerede acaba derken bir an gözüm O ve babamın arabadaki bekleyiÅŸiyle annemin “iki ara bir derede” bahçede birÅŸeylerle uÄŸraÅŸması arasında gidip geliyor, -bu kadın hiç mi boÅŸ durmaz- diyorum kendi kendime. Nihayet ailecek yola koyuluyoruz ve iÅŸte geldik; Dogland Club… Ne güzel bir yer burası, alabildiÄŸine yeÅŸil arazi… Ama acaba “nasıl” sorusu hala zihnimde. Çok sıcak ve içten karÅŸlıyorlar bizi, -gezmeye geldik- diyoruz, oranın sahibi olan kardeÅŸlerden biri köpeklerin olduÄŸu yere götürüyor, açıklayıcı bilgiler, her telden havlama tonları eÅŸliÄŸinde geziyoruz. Siz hiç 5 sn’de bir dört ayağının üzerinde 1m kadar zıplayan, zıplayan ve yine zıplayan bir Labrador gördünüz mü? Ya da hiç durmadan hızla kendi çevresinde dönen rüzgar gibi bir Alman Çoban KöpeÄŸi? Peki ya iki alman kurdu kafesinin arasında kaldığı için onlar gibi havlamaya çalışan bir Golden Retriever? Ya ÅŸurdaki Kangal ne kadar da iri!! Belki gördünüz ama boncuk boncuk bakan o gözlerin onlarcasını bir arada gördünüz mü? Buraya gelmeyi istediÄŸimde kalbimin moleküllere ayrılacağını ve bir daha çok zor bir araya geleceÄŸini biliyor muydum?: Evet. Bir ara bu bölünerek oraya buraya saçılan parçaları toplamam gerek; bir bahar temizliÄŸi belki de…
Gezintimizin ardından Dogland’in kurucusu İrfan Bingöl anlatıyor, biz dinliyoruz, biz soruyoruz, o anlatıyor, biz dinliyoruz… Derken “AteÅŸ” geliyor; o anda anlıyorum ki kalbimin her parçasını toparlayabilsem bile bir parçası hep ”burada” kalacak… İsmi gibi ateÅŸ parçası bir Rottweiler, o kahverengi gözlerin içinde eriyorum, bu kadar mı masum bakılır… İrfan bey AteÅŸ’i anlatıyor, bir yandan da AteÅŸ bize nasıl bir eÄŸitimden geçtiÄŸini gösteriyor ve iÅŸte beklediÄŸim an geliyor: ÅŸimdi AteÅŸ’i sevebileceÄŸim:) İki kere dizime vuruyorum, hemen gelip sokuluyor; kafası ile kolumun altına giriveriyor -beni sev- diyor.. Burası kelimelerin kitlendiÄŸi yer… EÄŸer köpeÄŸiniz varsa ve eÄŸitmeyi düşünüyorsanız ve/ya güvenilir bir yerden köpek almak istiyorsanız mutlaka Dogland’e gidin, oradaki içten, samimi ve konularında “uzman” kiÅŸilerle tanışın, sohbet edin, hiç olmadı bu güneÅŸli günlerde temiz hava alın, yeÅŸili yaÅŸayın..

Annemin de aklı kalmış olacak ki küçük bir kız çocuÄŸu gibi, babamın -bakarız- yorumları karşısında -alman kurdu alalım biz, en uygunu oymuÅŸ bize- diyor; alem kadın ÅŸu annem:) Pazara geliyoruz; kalabalık… Ben fotoÄŸraf çekmeye çalışırken O’da annem ve babamla alışveriÅŸ yapıyor, arada soruyor -ÅŸu lazım mı, ÅŸundan ne kadar alalım?- Kalabalığın arasında “pazar”da fotoÄŸraf çekmenin kolay olmayacağını biliyor muydum?: Evet:) İnsanlar bana bakıyorlar, domateslerini gözüme kestirdiÄŸim amca beni turist zannediyor -domatesler Avrupa’ya gidecek- diyor:) Eve geliyoruz, annem hemen mutfaÄŸa girip yemek hazırlıyor, biz oturuyoruz, “anne” evindeyiz, çok yorulmuÅŸuz:)) ve çok açız:))

Annemle kendimizi kırlara bayırlara vuruyoruz; rüzgar engeli yine karşımızda; atkı, ÅŸapka, kapüşon derken uçuyor, uçuÅŸuyoruz. Annem önde ben arkada, o bana çiçek topluyor, ben fotoÄŸraf çekiyorum:) Bir hafta sonu daha bitiyor, yenisine yer açmak için…
Zamanda farklı filmlere göz atma zamanı:
- Microsoft ve Yahoo yeniden görüşüyorlar
- Yılın ilk çeyreğinin reklam lideri kim oldu?
- Dünyanın en etik 99 firması belirlendi
- Cannes Lions’da Microsft CEO’suna ödül
- Sosyal Medya ve Seo’da (Arama Motorları Optimizasyonu) baÅŸarı için olmazsa olmaz 5 adım

Zamanda filmi “hızlıca” ileri sararak “tarife” varma zamanı: Önce bir büyük çilekli tart yapıldı, hamuru kıtır kıtır yendi, içine Le Pain’deki çilekli tartlar gibi beyaz çikolata sürüldü, çok beÄŸenildi, krema konusunda kararsız kalınarak daÄŸ tepe düz gidildi, bir çok tarif arşınlandı; ardından 3 çeÅŸit krema yapıldı. Ertesi gün 6 adet daha küçük nur topu gibi çilekli tart hazırlandı, vanilya çubuÄŸuyla pastacı kreması yapıldı. Sonunda orjinal tarife sadık kalarak hazırlanan krem ÅŸanti ile içleri dolduruldu, üzerine mis kokulu çileklerler yerleÅŸtirildi. Fransızların bu küçük tartları içlerine sadece meyve koyarak “kremasız” da yedikleri öğrenildi. Lafı daha fazla uzatmadan tarife geçildi:) …

Servis: 6 kiÅŸilik
9 cm’lik 6 adet küçük tart kalıpları için;
Malzemeler:
- 350 gr “sweet shortcrust” hamuru
- 15 -30 ml / 1-2 tablespoon meyve suyu
- 60 ml / 4 tablespoon elma ya da frambuaz reçeli
- 450 gr çilek
- 50 gr beyaz çikolata
- Krem Şanti için; :: 125 ml / 1/2 cup krema :: 15 ml /1 tablespoon portakal likörü (farklı bir meyve likörü de olabilir)  :: 1-2 tablespoon pudra şekeri
Hazırlanışı:
- Fırını 200 C dereceye ayarlayın
- Tart kalıplarınızı hafifçe yağlayın
- Hamuru açmak için buzdolabından çıkarıp yumuşaması için 10-20 dakika kadar oda sıcaklığında bekletin.
- Hafifçe un serpilmiş bir yüzeyde hamuru 3 mm kalınlığında açın ve  küçük tart kalıplarınızın boyutlarına göre 1 cm fazladan pay bırakarak 6 adet yuvarlak kesin ve tart kalıplarına yerleştirin.
- Arta kalan hamurdan küçük bir parça alarak zeytin büyüklüğünde bir top haline getirin ve bu hamur topu yardımıyla, tart kalıbının tabanı ve yan kenarlarına hafifçe bastırarak hamurların kalıba “iyice” yerleÅŸmesini saÄŸlayın.
- Daha sonra hamurların kenar fazlalıklarını almak için merdaneyi tart kalıplarının kenarları üzerinde hamur açarmış gibi gezdirin. Bu yöntemle kenarlar düzgün bir şekilde ve kolayca ayrılır.
- Tart kalıplarına yerleştirdiğiniz hamurun tabanına bir çatalın ucuyla delikler açın, böylece hamur pişerken tabanı kabarmayacaktır.
- Hamurların üzerini folyo ile kaplayarak içlerini nohutla doldurun ve 200 C derecedeki fırında 15 dakika kadar pişirin, sonra hamurların üzerindeki folyo ve nohutları alarak 3-5 dakika kadar daha; altın sarısı rengini alana dek fırında pişirin, bu süreçte gözünüz hep fırında olsun.
- Fırından çıkardığınız tartları soğumaya bırakın, soğuduklarına emin olduğunuzda beyaz çikolatayı benmari usulü eriterek slikon bir fırça yardımıyla tartların dilerseniz hem tabanına hem iç yan kenarlarına ya da sadece iç yan kenarlarına sürün ve çikolatanın hamur üzerinde soğuyarak kurumasını bekleyin.
- Krema için gerekli tüm malzemeleri bir kaba koyun bu kabı da daha büyükçe ve içi buz dolu bir başka kaba oturtarak el mikseri ile koyu bir kıvama gelene dek çırpın.
- Servis yapmadan hemen önce bir sos tenceresinde küçük ateşte reçeli ve meyve suyunu eritin.
- Tartlarınızın içine üzerinden hafifçe boşluk kalacak şekilde krema koyun ve üzerlerine çilekleri istediğiniz şekilde yerleştirin.
- Çileklerin üzerine bir fırça yardımıyla meyve suyu-reçel karışımı sürün ve servis yapın
| paylaş | yazdır |
|
||
































































Günaydın
Öncelikle çok sade ve şık bir siteniz var, tebrikler… Ve bu çilekli mini tartlar… “Ye beni” diye bağırıyorlar sanki
)) Ben diyette olduÄŸumdan yiyemesem de, baÅŸkalarını mutlu etmek için mutlaka yapacağım!! Ellerinize saÄŸlık, fotoÄŸraflar da çok hoÅŸ.. Sevgilerimle…
Güneşin kendini iyice gösterdiği bugünlerde sizden tatlı tarifleri peşi sıra almak ne güzel,bu sefer ilk fırsatını bulup geldim ve sona kalamam dedim:)))
tarif tatlı,uygulama kolay,paylaşım her zamanki gibi sıcak…
ellerinize sağlık diler,güzel bir hafta sonu dilerim.
Seçil – Güzel yorumun için çok teÅŸekkürler. Diyettesin ama belki ucundan azıcık tadına bakarsın:)
İrem – Bugün sona kalmamışsın:) Her hafta üşenmeden yazdığın motive edici yorumların için çok teÅŸekkürler, sana da bol aydınlıklı bir hafta sonu diliyorum…
Sevgili Oytun,
yine tad olarak çok sevdiğimiz bir yerden yakaladınız bizi.Çilek mevsimi doğal zamanında olmamasına rağmen sanırım hemen uygulamaya konulacak muhteşem bir lezzet.Portakal zamanı geçmeden birde bir crepe-suzett patlatırsınız değil mi?Kendi vatanında yemiş vede devamlı yapan biri olarak birde sizden bir tarif alalım.
Sevgiyle vede sağlıcakla kalın.
Merhaba Oytun…
Bende Izmir´de senin yasadigin enginar yiyememe krizi yasamistim. Ama ben sansliydi´m hemen acemiligim giderildi ve tarif edildi. Cok zevkli ve lezzetli…Önce yapraklari tek tek koparip uclarini yiyor ve sonunda ana gövdeye, o muhtesem tada variyorsun.Cilekli tart coook nefis…mevsime yakismis bu tarifin, sevgiler
zehra
Sevgili Oytun,
baÅŸtaki uzun yazınızı okumayı sonraya bırakıp,dün yeni tarif için yorum yazmıştım.Bugün keyifle okuyup,aynı zamanda çok güldüm.Siz İstanbul’lular çok hoÅŸsunuz.Ama size bir ÅŸey diyemiyorum,çünkü siz enginarı sadece ayıklanmış olarak bilip öyle satın aldığınız için ,yeme ÅŸekillerinide bilemiyorsunuz,doÄŸal olarak.Bir İzmir’li olarak, öyle çeÅŸitli reçetelerle tüketirizki o muhteÅŸem sebzeyi.Neyse bilmiÅŸlik taslamıyayım ÅŸimdi,tavsiyem minik kuzu eti parçalı vede bezelyeli(araka)havuçlu da çok nefis olur kendileri.Åžimdiden afiyetle vede sevgiyle kalın ……
Ömür – Fransız mutfağını seviyorsunuz, onu anladım:) Evimizde sıkça Crepe Suzette tarifinin Suzette’siz hali yapılır:) Önce Tarte Tatin sözüm var ardından Suzette gelsin.. Enginar meselesi İstanbullu olmaktan ziyade sanırım “annemin enginarı” na alışık olmaktan. O da tarif ettiÄŸiniz gibi yapraklardan arınmış oluyor hep. Enginarı çok severiz, farklı tariflerinizi bana e-mail ile gönderirseniz biz de farklı ÅŸekillerde tüketebiliriz belki:) Sevgilerimle,
Zehra – Benim acemiliÄŸim enginar mideye indikten sonra giderildi, olsun bir daha ki sefere ben de yapraklarının uçlarını kemireceÄŸim:) Sevgilerimle,
Ne zamandır bakamamıştım, bugün yine hem 2 arkadaşıma gönderdim blog adresini hemde yazdıklarını okudum. Veee Lolipopumun pembe ayakkabılarını tanıdım
Her ÅŸeyiyle farklı, Fransızların rafine dedikleri böyle bir ÅŸey olsa gerek… Yola devammmm…..
Resimdeki tartı mideye indiren kiÅŸi olarak “bunlardan baÅŸka var mı?” dedim. En kısa sürede Oytun yenilerini yapacak umarım. Bu arada Sema’ya verdiÄŸim tartı da tadını beÄŸenmesin diye önce mikrodalga’da ısıttığımı itiraf ediyorum
)
Oytun bu arada blog çok iyi gidiyor aynen devam et diyorum
Sevgiler,
Tolgito – Tart midenize indiÄŸi günden bu yana farklı mecralara doÄŸru yol alıp, baÅŸka baÅŸka zamanlarda hayat bulmuÅŸtur sanırım:) Hele Sema’nın yediÄŸi, mikrodalga rüzgarından nasibini almış olan tart o farklı mecralara daha bile çabuk ulaÅŸmış olabilir:) Afiyet ÅŸeker olsun, beÄŸendiyseniz yaparım tabi. Bu arada senin verdiÄŸin bu gazla “aynen devam” “yola devam” diyorum:))) En kısa zamanda dijital ortamların dışında görüşmek, yorumlaÅŸmak dileÄŸiyle, ailecek gözlerinizden öpiiiiyyyy…
Buara nedendir bilinmez hergün çilek yiyorum.. dünyanın en güzel meyvesinden biri olsa gerek.. ve turta mükemmel görünüyor, en yakın zamanda denemek dileğiyle:)) ellerinize saglık olsun:))
ÇiÄŸdem – Dünyanın en güzel ve sanırım en fotojenik meyvelerinden biri. EÄŸer denersen ÅŸimdiden afiyet olsun:)