KIRMIZI SOĞANLI BROKOLİ VE NOHUT SALATASI & SİL BAŞTAN

Brokoli Nohut SalatasiKas, kas zarı, tendon, diz kapağı gibi bilumum gergin ve küskün varlıkları rahatlatmak için çilekeş bir yüz ifadesiyle “foam roller”la debelendikten ve mini esne-uzat-rahatlat seansından sonra, kabaca üç saatlik rutinimin on dakikalık  ısınma dilimini, kulübün, gökyüzünü görebileceğim en havadar köşesindeki koşu bandında, bir nevi evrimleşme süreci misali yavaştan hızlıya doğru ilerletiyorum; denizden karaya yavaş ve temkinli adımlarla çıkıyor,  ardından kulağımdaki oldukça motive edici müziklerle uçmaya hazırlanıyorum. Camın diğer tarafında bulutlar kararsızlık içinde; bir sonbahar, bir kış kılığına bürünüyor. Ayağımın altında hızla kayarak ilerleyen o şapşal banda rağmen, nasıl yapabildiğimi kendimin bile anlayamadığı bir şekilde parmaklarımın ucunda yükseliyor, havuz kenarında ani hareketlerle, pür dikkat ve keyif içinde oynaşarak var ol’an kedi yavrularını seyre dalıyor ve ben de ol’uyorum. On dakikalık ısınma turumu tamamladığımda motivasyon ve özgüven benzeri türlü duygular oyuncu yaramaz kediler misali omuzlarıma tırmanıp, bacaklarıma sarılırken emin adımlarla, pek de sevemediğim “gym” alanına doğru yürüyorum.

Arda hocanın beni sirk maymununa dönüştüren bilumum postür analizi testinden sonra “Her şeye baştan başlayacağız; sil baştan” diyerek hazırladığı programa başlamama saniyeler kala, evrimleşme sürecinde artık kanatlanıp uçmaya hazırım yanılgıları içindeyim. Az sonra Arda hocanın,  “birazdan başına geleceklerden haberin yok” mesajını içeren gülümseme ile karışık ifadesini görüyorum. An itibarıyla pek de anlam veremediğim o ifade “swiss ball”la arada sadece ve sadece 30 sn.lik dinlenmelerle ard arda yaptığım birer dakikalık “plank”lerle fazlasıyla anlam kazanmaya ve uçmaya hazırlandığım kanatlarımı çıkarıp ayakta durmakla sürünmek arası bir yerlerde gidip gelmeme neden oluyor.  Ardından gelen “side plank”lerin son 15 sn.sinde kaldırmaya çalıştığım bir bacağım, üzerine gökdelen dikilmişçesine can çekişiyor. Evirip çevirip  A4 kağıdına basılı “optimum fitness antrenmanı” başlıklı programa  bakıyorum, kağıdın sağ üst köşesinde küçücük puntolarla yazılmış kelimeleri görüyorum; “Faz: Dayanıklılık ve Core Active“.  Anlıyorum ki bu daha basit ve minicik bir başlangıç.

Hiçbir kuvvetin beni oturtamayacağı, bir türlü yararını algılayamadığım, bir seferde vücudunuzdaki sadece tek bir kası çalıştırmaya yönelik o garip aletlerde çalışan insanlara kayıyor gözüm bir an, acı, ter, gözyaşı yok. Tavan yapan nabza yenik düşmüş nefes ya da Arda hocanın deyimiyle oksijen borçlanmasına dair kırıntı bile yok. Hatta bazılarının aynı anda cep telefonu ile konuşabildikleri ve yetinmeyip dergi bile okuyabildikleri tarafımca gözlenmiş ve doğrulanmıştır. Sonra bir de aynadaki derbeder ben’e kayıyor gözüm. Zaten erkek çocuğundan hallice bir kılıkta gittiğim spora, saçı başı dağılmış, terden sırılsıklam bedeniyle, evrimleşme sürecini tersine döndürerek “circuit training”in dönencesine kapılmış bir sürüngene benzemem de eklenince, “eğer spor yaptıktan sonra bile hala şirin ve güzel görünüyorsan bir şeyleri yanlış yapmışsın demektir” sözü de zihnimden fırlayıp swiss ball’un üzerinde kolaylıkla bir takla atıveriyor.

Bir hareketten diğerine circuit mantığıyla sürünerek ve dönerek ilerliyorum. Arda hoca ayakta, oldukça sağlam duruşuyla “dinlenmek yok hadi…” diyor, “hadi bir tur daha”. Her ne kadar oksijen borçlanması içinde olsam da zihnim durdurulamaz bir hızla yine iş başında, harıl harıl çalışıyor. Düşünüyor, taşınıyor, yorumluyor, oradan alıyor oraya koyuyor. Sonra heyecan içinde aramızda duran cama burnunu dayayıp “Vücut ne muazzam bir oluşum değil mi” diye hatırlatıyor. Sürünerek su şişeme doğru ilerliyor ve “buraya kadar, mümkün değil bir tur daha çıkaramam” dediğim anda zihnimin hatırlatmasını doğrularcasına ayaklanıyor, nefes alıyor ve bir tur daha sürünüyorum. Circuit bitiyor, gün akşama dönüyor, yaklaşık bir saatlik esne-uzat-rahatlat dönencesi başlıyor bu kez de. Boşalmış litrelik su şişesi ve benle birlikte terleyen havlularım bile kıvrılmış, bir köşede dinlenirken, gym alanında, hiç oturmadan birkaç tur atıyor, bir yerlere asılıp maymun gibi sallanıyor, derin nefesler alıyor ve antrenman esnasında 160-180’leri gören nabzımın yavaşça normale döndüğünü hissediyorum. Serbest çağrışım yöntemini ışık hızı boyutuna taşıyan  zihnim bu kez;  böylesine özel, yoğun ve fonksiyonel antrenmanlar yazabilecek ender kapasitede, Arda hoca gibi bir eğitmenim olduğu için ne kadar şanslı olduğumu kendine has garip yöntemlerle çarpıp bölüp hesaplayarak; “farkındasın değil mi?” diyor.

Kulüpten çıktığımda, oksijen stoklarımı depolamak için mis gibi havayı içime çekiyor, yemyeşil limon çamlarına dokunarak keyifle eve yürüyorum. Zihnim ise bir gölge gibi her yaptığımı tekrar ediyor “evet, kişiye uygun, metabolizmayı hızlandırıcı yoğun antrenmanlar önemli, ancak doğru beslenmek spordan çok ama adım önde geliyor, biliyorsun, değil mi” diyerek bana %30’a %70 mantığını hatırlatıyor. “Evet, evet, biliyorum; %30 gym, % 70 iyi ve doğru beslenme! Karın kasları gym’de değil mutfakta inşa edilir”. Önce bir ara öğün, sonra uzun, müzikli bir duş… Ardından, her öğünde almam gereken protein, karbonhidrat, yağ oranlarını bulabilmek adına uyguladığım formüller ve milimetrik hesaplarla son bir aydır araştırma geliştirme laboratuvarına dönüştürdüğüm mutfağa giriyor ve işin içine azıcık da yaratıcılık serpiştirerek bir ana öğün hazırlıyorum.

Beyaz şarap sirkeli, tarçınlı ve yenibaharlı soslarla hazırlanan armutlu ve yulaflı kereviz salatalarından, yumurta beyazlarının içine doldurularak ara öğün niyetine lüpletilen humuslara, sarımsaklı, kırmızı soğanlı ve bilumum otlarla ve baharatlarla bezeli mezgit ve levreklerden, sabahları yoğurt, yulaf ve gününe göre değişen meyvelerle ve kuruyemişlerle hazırlanan kahvaltılara kadar neler neler uyduruyorum. Meselem; kilo vermek değil, zaten ihtiyacım olan şey de değil, kaldı ki kilo vermek sağlık sorunları kökenli değilse dünyanın en basit şeyi. Meselem bu kadar özen gösterip, ince eleyip sık dokuduğum antrenman programıma uygun, yeterli ve doğru porsiyonlar tüketmek. Spordan sonra adeta yıkım sürecinde olan kasları kendilerini yenileyebilmeleri ve güçlendirmek için doğru şekilde besleyebilmek. Yanında bir de hediyesi var; kalori değil yağ yakmak. Ve işte “bedensel dönüşüm” e hoş geldiniz.

Hazırladığım ve pişirdiğim yemeklerin bir kısmı harıl harıl araştırdığım ve kendi damak zevkime uyarlamaya gayretlendiğim hafif mi hafif tariflerden oluşuyor. İşte bunlardan biri de brokoli ve nohut birlikteliğiyle hayat bulan, sarımsaklı bir sosla “bu bir diyet değil, yaşam biçimi” cümlesini iyice sindirmemi sağlayan “Kırmızı Soğanlı Brokoli ve Nohut Salatası”.  Bir ana öğünümü daha hazırlamak üzere mutfağa doğru yolculuğa çıkmadan önce, hepinize televizyon, telefon, bilgisayar ekranlarından mümkün olduğunca uzak, bol sporlu, aktif, dinamik heyecanlı günler diliyorum.

Ve lütfen hala sağlıklıyken ve yapabiliyorken spor yapın. Hadi harekete geçinnnnnn…

Uyarlama: The NewYork Times, Recipe For Health | Warm Chick Pea and Broccoli Salad

Servis: 2 kişilik

Malzemeler:

Salata için:

  • 1/2 cup, 125 ml nohut
  • 250 gr brokoli; temizlenip, ayıklanmış haliyle
  • 1/2 adet kırmızı soğan, halkalar halinde ince dilimlere ayrılmış
  • 1/4 cup, 125 ml doğranmış taze maydanoz -ben tercih etmedim-

Sos için:

  • 1 tablespoon, 15 ml taze sıkılmış limon suyu
  • 1 tablespoon, 15 ml kırmızı şarap sirkesi
  • 1 teaspoon, 5 ml hardal
  • 1 adet orta boy sarımsak, tercihen oldukça minik doğranmış, eğer daha kolay gelecekse ezilmiş
  • tuz ve karabiber
  • 4 tablespoon, 60 ml zeytinyağı
  • 2 tablespoon, 30 ml az yağlı yoğurt

Hazırlanışı:

Nohut için:

  1. Nohutları bir gece önceden üzerlerini kapatacak ve 2 parmak kadar geçecek şekilde su içinde bırakın.
  2. Nohutları süzün, bir tencereye yine üzerlerini 2 parmak kadar geçecek miktarda su koyarak, kaynatın, kaynadıktan sonra, tencerenin kapağını kapatın ve ateşin altını kısın. 30-45 dakika, nohutlar yumuşayıncaya kadar pişirin ve suyunu süzün.

Brokoli için:

  1. Brokoli çiçeklerini kaynayan suda 5 dakika pişirin ve sularını süzerek kurulayın.

Salata ve Sosu için:

  1. Kırmızı soğan halkalarını 5 dakika kadar soğuk suyun içinde bekletin, süzün ve kurulayın.
  2. Nohut, brokoli ve kırmızı soğanları salatayı servis yapacağınız geniş bir kaseye koyun.
  3. Tüm sos malzemelerini bir bardağa koyarak karıştırın ve salatanın üzerine dökerek tüm malzemelerle iyice karıştırın.
  4. Dilerseniz servis yaparken salatanın üzerine parmesan dilimleyebilirsiniz. Afiyet olsun:)