YENİLEBİLİR YIL BAŞI HEDİYESİ & SHORTBREAD

Yenilebilir Yilbasi HediyesiÜç tekerlekli yerden bitme bisikleti ile başı sonu belli sokakta iki ileri bir geri turlarken, kafasını kaldırıp geceyi aydınlatan yıldızlara bakar çocuk, küçüktür daha hem de çok, yolun yarısı üçmüş beşmiş otuzbeşmiş bilmez,  zaten ilgilenmez de, kültür kodları, kimlik balonları deseniz en derinden gelen asiliği karşınıza dikilip -Sen işine baksana yafu- der, varOluş okyanusunun dev dalgaları henüz çok uzaktadır, çok etkilendiği muazzam gökyüzünden bile daha uzak ve aslında bir kalp atışı kadar yakınında, içinde… Bilmez henüz bunları, zaten ilgilenmez de; bir gün daha ne olduğunu anlamadan kendini içinde bulacağı garip diyalogları bilmediği ve onlarla ilgilenmediği gibi.
Aşağıda okuyacağınız diyalog ve monolog çokgeni kollarımda başlayan ağrılar nedeniyle altı aydır çeşitli doktorlarla yaşadıklarımın bir özetidir –baştan söylemekte fayda görüyorum; her ne kadar özetlemeye çabaladıysam da 2000 vuruşu geçmiştir:)- ancak özellikle bazı detayları vermeye çalıştım; zira aynı sıkıntıları yaşayan ve doktor doktor dolanıp ya yanlış teşhisle ya da teşhissiz bir şekilde ağrılar içinde yaşayanlar varsa bir nebze ışık tutsun istedim…

Ortopedistim: “Sinir sıkışması… Ağrıların bir aya kadar rahatlar”

İç sesim: Rahatlar mı dedi? Geçer demek istedi sanırım!

Başkalarının sesi: “Çok intensive spor yapıyorsun, ondan mı acaba?”

İç sesim: “Ben sana hiç intensive spor yapıyorum demedim ki!”

Dış sesim: …

Ortopedistim: “İyileşme var, ağırlık çalışmalarına da başlayabilirsin”

İç ve dış sesim: 🙂

Ortopedistim: “Sinir sıkışması iyileşmiş, ancak bu kez tendinit başlamış… İki hafta sonra haberleşelim”

İç ses: 🙁

Dış ses: “Peki…”

Ortopedistim: “… O zaman fizik tedaviden önce bir nörolog görsün, sonra tekrar konuşalım”

İç sesim: “Nörolog nerden çıktı şimdi???”

Dış sesim: “Peki…”

Nörolog 1: “Anlattıklarınız çok atipik bir vaka. Sinir sıkışması olsa ellerinizde mutlaka uyuşma olurdu, kollarınızda yaygın şekilde tendinit var. Tendonlarınız çok ince kaslarınızın patlama gücü ise çok yüksek ve bu da tendonlarınıza zarar veriyor olabilir. İki hafta kollarınızı hiç kullanmadan prenses gibi dinleneceksiniz, bilgisayar, spor yasak!”

İç sesim: “Yasak mı? Ben yasak insanı değilim ki, bünyeme uygun değil! Bunca zamandır çalışıp didinip yaptığım kaslar, fiziksel kondisyonum ne olacak? Yok yok biraz zorlayalım bakalım”

Dış sesim: “Peki karın ve bacak egzersizleri yapabilir miyim?”

Nörolog 1: “Hayır! O zaman kol kaslarınız da çalışır çünkü. Sizden istediğim kan testlerini yaptırın. İki hafta sonra konuşalım”

İç sesim: “Killer Abs, Pilates…”

Dış sesim: “Peki…”

Nörolog 1: “Hımmm, ağrılar geçmedi mi? İki hafta daha yasaklara ve dinlenmeye devam o zaman. Kan testleriniz gayet iyi, romatizmal bir bulgu yok”

İç sesim: “Ohhh, neyse ki romatizmal değil”

Dış ses: “Peki…”

Başkalarının sesi: “Aaa niye o doktora gittiniz, benimki daha iyiydi, niye bana sormadınız?”

İç sesim: “Ya sabır…”

Dış sesim: “Ortopedistimiz önerdi”

Başkalarının sesi: ” Aaaa bunu da mı yapamıyorsun kollarınla, o derece yani!”

İç sesim: “Anlatmıştım ama belli ki dinlememişsin, bir de abartan konumuna düştüm şimdi iyi mi?

Dış sesim: “E ağrılarım var, çok zorlanıyorum…”

Ortopedist 2: “Hikâyeyi bırakın da şu an şikayetiniz ne? Onu anlatın”

İç sesim: “Dört ay geçmiş, sinir sıkışması denmiş, tendinit denmiş, onlara göre tedavi edilmiş, ama ağrılar hala geçmemiş. Tabii ki anlatacağım, yoksa neye göre ve nasıl teşhis koymayı düşünüyorsun acaba? Bu ukalalık, üç beş tane meşhur ismi ameliyat ettiğin için mi? Nedir yani? Ne kaba bir davranış! Ne hikâyemi ne de şikayetlerimi anlatmazdım şu dakikadan sonra ama kaç ay randevu alabilmek için bekledik…”

Dış sesim: “!!! … … … Şu an çok şiddetli değil ağrım ama bilek ve dirseklerim yanıyor, sızlıyor…”

Ortopedist 2: “Kollarınızda tendinit var, ama geçmiş gibi, bundan sonra  ağrınız olsa da kollarınızı güçlendirmek için size vereceğim hareketleri yapın. Kavanoz kapağı açma ve sıkma hareketleri dışında her istediğinizi yapabilirsiniz. Zaten tendinit pek çok kişinin hayatında bir iki kez olur…”

İç sesim: “Her genç kızın rüyası, Singer dikiş makinesi! Pek çok kişinin hayatında bir iki kez olur mu? Çevremde bugüne kadar tendiniti olan bir insan bile tanımadım?! Abartmayın alt tarafı tendinit demek istiyorsun sanırım! Türkiye’nin iyi doktorları arasındasın ama benim bir daha gidilmeyecekler listemdesin. Beş dakikada Beşiktaş şeklinde rüzgâr gibi hızlıca dinledin ve kontrol ettin. Umarım teşhisin doğrudur!!! Ayrıca geçmiş dediğin kolumla et bile kesmekte zorlanıyorum!?!”

Dış sesim: “Peki…”

Ortopedistim: “… Belirtiler o kadar çok şeyle örtüşüyor ki. Şu noktada artık teşhisi kesinleştirmeden bir tedavi öneremiyorum. Bundan sonra önümüzde iki seçenek var; bir el cerrahının ya da bir romatoloji uzmanının görüşlerini almak faydalı olabilir. Kan testlerinizde romatizma bulgusu yok ancak kan testlerinde negatif çıkan bir romatizma türü var: fibromiyalji; boyun, sırt ve bel ağrılarınız, bunların düzenli sporla iyileşmesi, sporu bırakınca yeniden başlaması, düzensiz uykular, her iki kolunuzda da aynı şikayetlerin olması …”

İç sesim: “Bu adamı seviyorum, benim canım doktorum! Niye o ukala ortopediste gidip teşhisin sağlamasını yapmaya çalıştım ki? Bir kere teşhisi netleştirebilmek için sürekli farklı dallarda ki uzmanlardan destek alman, teşhisi netleştirmeden tedavi önermemen ile benden çok artistik puanlar aldın, ailemizin yeni üyesi, canım doktorum. Bu arada fibrmrmjoloji gibi bir şey mi dedin?”

Dış sesim: “Peki o nedir? Ve eğer öyleyse onun seyri nasıl olacak?”

Ortopedistim: “Hayata stresli bakma hastalığı:), zihinsel kökenli, eğer öyleyse bile yine sporuna devam edebilirsin. Ama umalım ki kolundaki ağrılar bu iki hafta içinde kendiliğinden geçer de, her iki seçeneğe de ihtiyacımız kalmaz. Bir kiloluk ağırlıklarla  çalışmaya başlayın, bakalım nasıl bir tepki verecek kollar?”

İç ses: “Aylar oldu, geçmedi de, bu iki haftada kendiliğinden nasıl geçecek ki? Demek ki el cerrahı ile romatolog seçenekleri pek sevimli değil:( ”

Dış ses: “O zaman iki hafta sonra görüşürüz…”

Ortopedistim: “Şu an anlattıkların tendinit lehine gibi görünüyor. Ağırlık çalışmaya devam, hatta giderek ağırlıkları arttırmanı bekliyorum. Çok ağrı olduğunda buz uygula. Birkaç hafta sonra tekrar görüşelim.”

İç ses: “Acaba bu iki haftalık süreçte yaşadıklarımı doğru aktarabildim mi, ya aktaramadıysam, ya tendinit değilse, ya…?!?”

Dış ses: “Peki. Aaa bir de interval training’e başlamak istiyorum; kollarıma bir zararı olur mu? ”

Ortopedistim: “Olmaz ama dizlerinde hissettiğin sıkıntıları arttırabilir, eğer dizlerde ağrı olursa mutlaka beni haberdar et”

İç sesim: “Ne olur bir de dizler çıkmasın şimdi:(”

Dış sesim: “Peki.”

Ortopedistim: “Kollarınızın daha iyi olduğuna sevindim. Ağırlık çalışmalarına devam, hiç aksatmayın. Dizlerdeki sıkıntılarınız için bir röntgen çektirin tekrar konuşalım”

Ortopedistim: “Sizde diz kapağı eğriliği var, bu doğuştan gelir. Bir ay boyunca size vereceğim iki egzersizi yaparak, üst bacak kaslarınızı güçlendirin ve buz uygulayın..”

İç sesim: “Eee şimdi ben interval training yapamayacak mıyım?:( Hemen sormam lazım!”

Dış sesim: “Ben 20-25 dakikalık oldukça yoğun bir cardio yapıyorum. Dizlerimde ki bu duruma rağmen devam edebilir miyim? Bir de ayak bileklerimde yanmalar oluyor, üzerine bastığımda zaman zaman acıyor ”

Ortopedistim: “Yürüyüş bandında koşu yapabilirsiniz, ancak şu birkaç hafta bisikleti aradan çıkarın, başlayacağınız zaman da selesini yükseltirsiniz. Kurbağa stilinde yüzmeyin, leg extension yapmayın, gerekmedikçe merdiven inip çıkmayın. Ayak bileklerinizde ki yanma tendonlarınızın zorlanmasındandır, önemli değil.”

İç sesim: “Yupppiiiii, interval iznini kopardım:) ama bisiklet arada kayıplara karıştı, tamam Tour de France’a hazırlanmıyorum ama ben bisikletsiz ne yaparım, koşu bandı bünyeme uygun değil:( Kurbağa stili de arada can verdi, halbuki serbest yüzerken tavan yapan nabzımı bir tek o aşağı çekiyordu:( Başka ne soracaktım? Bir sürü şey konuşuyoruz, bir sürü şey soruyorum sonra eve gelince aaa niye bunu sormadım diyorum. Düşün düşün…”

Dış sesim: “Leg extension yasak peki leg curl yapabilir miyim? Bir de bisiklete ne zaman başlarım?”

Ortopedistim: “Leg curl yapabilirsin, bisiklete de üç dört hafta sonra başlayabilirsin. Tabii selesini yüksek tutarak”

İç sesim: “Hemen Arda hoca ile program yenilemem lazım!”

Dış sesim: “Peki, görüşmek üzere…”

Arda Hoca: “İyi ki dizleri de kontrol ettirdiniz, üst bacak kaslarını güçlendirmek için leg extension kullandırmak istiyorum ancak sabit olarak, doktorunuza bir danışın; hocam 30 – 40 derece statik olarak leg extension öneriyor diyin, bakalım ne diyecek?”

İç sesim: “Budur işte, hoca dediğin böyle bilgili ve de ilgili olmalı, benim canım hocam”

Dış sesim: “Bir de interval’a izin verdi ama, diyorum ki dizler iyileşmeden başlamayayım bu sefer. Birkaç hafta yüzerim”

Arda Hoca: “Yüzmeden önce 20 – 30 dakika yürüyüş yapın, yoksa yine başa dönmek zorunda kalırız, interval’a hazırlayabilmek için”

İç ve Dış Sesim: “Ben de öyle düşünmüştüm”

Ortopedistim: “Benim size verdiğim bir egzersize benzeyen değil mi? Hocanıza söyleyin; 0 – 30 dereceye izin var”

Ortopedistim: “Endişelenmenize gerek yok, kollarınızda çok ağrı olduğunda buz uygulayın, ağırlık çalışmalarına devam, aman adaleleri zayıflatmayın”

İç sesim: “Ah be  canım doktorum, biliyorum çok detaycıyım, altı aydır kafanda boza pişiriyorum, çok soru soruyorum ve sen de bu yüzden beni “fazla endişeli” kategorisine konumladın. Ama sana az önce de birkaç defa anlattığım gibi bu endişe değil, kollarım tam iyileşir gibi olurken yeniden bir eskiye dönüş başladı, iki haftadır gece gündüz hiç durmak bilmiyor bu ağrı, ne olur artık bir teşhis konsun, yoruldum artık, lütfennnnnn…”

Dış ses: “…”

O’nun sesi: “Çok endişeleniyorum, çok üzülüyorum ama elimden hiçbir şey gelmiyor, ağrını geçirmek için:( Ben yarın doktoru arayacağım, bu böyle olmaz, daha önce söylediği gibi ya el cerrahına ya da romatoloji uzmanına yönlendirsin!”

O’nun sesi: “Az önce doktorla konuştum, aaa o kadar mı ağrısı var, o zaman hemen el cerrahından sizin için randevu alacağım dedi.”

Dış sesim: “E ben de bunları anlatmıştım zaten, tam tahmin ettiğim gibi adam beni çok vesveseli olarak etiketledi, artık kale almıyor:(”

El cerrahı: “Bu tendinit değil, kolunuzda sinir sıkışması olduğunu düşünüyorum, bugün hemen bir EMG yaptırıp, neticesinde tekrar konuşalım. Yalnız EMG’nizi şu kişiye yaptırın, çünkü herkes bu işi iyi yapamıyor, kendisi alanında çok iyidir.”

İç sesim: “!!!!!!!! Sinir sıkışması??? Hadi bakalım en başa döndük şimdi! Doktorların arasında maymun oldum:(”

Dış sesim: “Tendinit değil diyorsunuz yani, peki eğer sinir sıkışması değilse, aklınızda ki ikinci olasılık nedir?”

El cerrahı: “Tendinit değil, bir kere tendinit bu kadar yaygın olarak görülmez, ayrıca tendinitte yanma hissi yoktur. Sinir sıkışması değilse fibromiyalji olabilir…”

Nörolog 2: “EMG’leriniz gösteriyor ki sizde sinir sıkışması ya da boyun fıtığı riski yok”

İç sesim: “Sevineyim mi, üzüleyim mi, ne yapayım, ne düşüneyim bilemedim, o değil bu değil, ne o zaman?:(”

Dış sesim: “Peki…”

El cerrahı: “Sinir sıkışmasında statik ve dinamik olayı vardır. Sizinkinin dinamik olduğunu ve bu yüzden EMG’de çıkmadığını düşünüyorum. Biz bazen de tedaviden teşhise gideriz; bu yüzden size sinir ağrılarına etki eden bir ilaç vereceğim, ancak çok sersemlik hali verebilir, eğer öyleyse, almayı bırakın. Bayram tatilinden sonra konuşalım.”

İç sesim: “Soru sormadan bırakmam seni, ne de olsa siz doktorlar zorlamadan sormadan bir şey söylemiyorsunuz”

Dış sesim: “Peki bu arada yapmam ya da yapmamam gereken şeyler var mı?”

El cerrahı: “Ağırlık çalışmayacaksınız, ağır şeyler kaldırmayacaksınız”

İç sesim: “Sormasam öğrenemeyecektim!? Biri aman ağırlık çalışmaya devam, adaleleri zayıflatmayalım diyor, öbürü bugün de hava çok güzelmiş diyor, sonuç? sıfır!”

Dış sesim: “Peki…”

El cerrahı: “İlacı alamadınız demek… Peki ağrılarınız nasıl oldu?, gelin şöyle bir kontrol edelim”

İç sesim: “Ya sabır! Daha bir hafta önce kontrol ettin, ne değişmiş olabilir ki? Durumum belli. Sadede gelsek diyorum, teşhis diyorum?”

Dış sesim; “Ağrılarım bir hafta önceye göre yok denecek kadar azaldı. Ancak ben bunu bir iyileşme olarak göremiyorum çünkü yaklaşık altı aydır biraz iyileşir gibi oluyor sonra matematiğini anlayamadığım bir şekilde yeniden canlanıyor.”

El cerrahı: “Eğer bu ağrılardan tamamen kurtulmak istiyorum derseniz, ameliyatla orayı açıp sinirleri gevşetiriz”

İç sesim: “Ameliyat mı dedin? Pazardan elma alırız gibi ne kadar da rahat söyleyiverdin”

Dış sesim: “… Peki ameliyatı bir süreliğine rafa kaldırırsam, ne olacak?”

El cerrahı: “Bir bakalım, eğer ağrılarınız yeniden çok şiddetlenirse, o zaman konuşalım”

Ortopedistim: “Dizler bayağı alevlenmiş…”

Dış sesim: “Siz üç dört haftada iyileşir demiştiniz ama şu an dizlerim önceye göre daha da kötü, kaldı ki bu arada sadece yüzdüm yani hiç zorlamadım. Bir de ayak bileklerimdeki yanmalar için tendon zorlanmasıdır demiştiniz ama tendon zorlanması olsa bu kadar zamanda geçerdi. Belki saçma olacak ama benim bir teorim var: Acaba aynı anda tesadüfi bir şekilde hem fibromiyalji hem de kolumda sinir sıkışması olabilir mi?”

Ortopedistim: “Teoriniz doğru olabilir. Bugün anlattıklarınız fibromiyaljiyi doğrular gibi, zaten dizlerde ki durumun kötüye gitmesi de fibromiyaljinin etkisi olabilir”

Dış ses: “Yakında ortopedi okumaya başlayacağım:) Diyorum ki bu kadar doktor dolandım, acaba bir de şu romatoloji uzmanını aradan çıkarsak mı?”

Ortopedistim: “Evet, size doktor A’dan bir randevu alalım hemen”

İç sesim: “Hadi bakalım, yeni tur yeni şans”

Romatoloji Uzmanı: “Nedir şikayetleriniz?”

İç sesim: “Nerden başlasam, nasıl anlatsam? Neyse… Çok rahatlatıcı ve güven veren bir tavrın var, sevdim seni doktor”

Dış sesim: “Her iki kolumda da simetrik ağrılar var, ama sağ kolumda bu ağrılar çok çok daha belirgin. Altı aydır düşme ve yükselme şeklinde bir sebebe bağlayamadığım grafikler çiziyor. Sinir sıkışması dendi, tendinit dendi… Kan testlerim ve EMG’m işte burada… Son bir aydır kollarımda ki ağrılar çok arttı, iki hafta boyunca hiç geçmedi. Sonra birden kesildi. Ama ağrı olmadığı zamanlarda bile el bileklerimde ve dirseklerimde yanma ve sızlamalar hep var, onlar hiç geçmiyor. Günlük işlerimi yaparken çok zorlanıyorum. Bir de son bir aydır başlayan ayak bileklerimde ve bacaklarımda yanma ve sızlama var. Dizlerimde de kapak eğriliği varmış. O da iyileşeceğine daha kötüye gitti. Son bir haftadır spor yapmıyorum, vücudum resmen hareketsizliğe tepki veriyor; bir haftadır boynumdan başıma vuran ağrılar başladı, sırtım çürük gibi, çok tutuk, belim aynı şekilde, bacaklarım sızlıyor…”

Romatoloji Uzmanı: “Anlattığınız hikâye hiç şüphesiz ve soru işaretsiz bir şekilde fibromiyalji. EMG testlerini yapan hocamız çok değerlidir, hatta konusunda en iyidir, nasıl sizi fibromiyalji tanısıyla bir romatoloğa yönlendirmedi!?”

İç sesim: “Ah bir bilsem, ah siz doktorları bir çözebilsem… Fibromiyalji demek, döndük dolandık, hep elediğimiz noktaya geldik. En sonunda teşhis konulduğu ve netleştiği için sevineyim mi yoksa fibromiyalji olduğu için üzüleyim mi?”

Romatoloji Uzmanı: “Fibromiyalji’nin çok belirtisi vardır, bu nedenle çok hastalıkla özellikle de tendinit -tenisçi dirseği- ya da sinir sıkışması ile çok karışabilir. Çünkü ağrılarınızı sinir uçlarında ve tendonların kemiğe yapıştığı yerlerde hissedersiniz. Çok şanslıymışsınız ki hiçbir ameliyat yapılmamış.  Fibromiyaljide vücudunuzda ters giden hiçbir şey yoktur, bu yüzden test ve kontrollerde hiçbir şeyiniz çıkmayabilir. Fibromiyalji zihindedir. Merkezi sinir sisteminin aşırı duyarlılığı vücutta ağrı hissedilmesine yol açar. Mükemmeliyetçi karakterlerin bir parçasıdır. Duygusal ya da fiziksel stres ile tetiklenir. Dizlerinizde ki kapak eğriliği -patella- o kadar çok kadında var ki, sizde bu dönemde ortaya çıkması fibromiyaljinin etkisidir. Öncelikle fibromiyaljiyi kabullenmeniz gerekir. Siz zaten bilinçlisiniz. Bundan sonrası için önerim artık doktor doktor dolaşmamanızdır.”

İç sesim: “Bütün taşlar yerli yerine oturuyor şimdi…”

Dış sesim: “Spor için ne öneriyorsunuz?”

Romatoloji Uzmanı: “Hafif Pilates, yürüyüş, yüzme yapabilirsiniz, masaj ağrılarınız için oldukça faydalıdır. Bir de ağrılarınız için bir ilaç vereceğim, en az altı ay kullanmanızı istiyorum”

İç sesim: “Hafif Pilates mi? o da ne?:) Ama benim fiziksel kondisyonum oldukça iyidir, bunlar bana bebek işi geliyor, ben interval yapıyordum bir dönem, yani ben hala yapmak istiyorum, yani nasıl?, ne olacak şimdi?:(((”

Dış sesim: “Peki koşabilir miyim? Çünkü bir dönem yoğun spor yapıyordum…”

Romatoloji Uzmanı: “Koşmaya ya da yoğun spora çok sıcak bakmıyoruz çünkü kaslarınız ve bedeniz çok çabuk yorulur ve ağrılarınız artar”

İç sesim: “Ama…”

Dış sesim: “Ama ben spordan sonra kendimi hiç yorgun hissetmiyorum, aksine daha enerjik oluyorum”

Romatoloji Uzmanı: “Fiziksel kondisyonunuzla da ilgili bu tabii ancak ağrılarınızı tetikleyebilir. Altı ay sonra sizi tekrar görmek istiyorum”

İç sesim: “…”

Dış sesim: “Peki”

Ortopedistim: “Siz bozmayın moralinizi, sizinkinin daha hafif bir fibromiyalji olduğunu düşünüyorum. Siz her şeyi deneyin ama çok ağrınız olduğunda üzerine gitmeyin, eminim ki zamanla sporun temposunu daha da arttırabileceksiniz. Bu arada dizleriniz için size verdiğim hareketlere devam edin.”

İç sesim: “Benim canım doktorum:)”

Dış sesim: “Bisiklete ne zaman başlarım?”

Ortopedistim: “Dizlerin durumuna göre birkaç haftaya…”

İç sesim: “Hemen Arda hoca ile yeni bir program yapmamız lazım!”

Dış sesim: “Peki, görüşmek üzere…”

İç sesim: “Lafın gelişi görüşmek üzere dedim, ne olur bir daha uzunca bir müddet hiç ama hiç görüşmeyelim:)”

Arda Hoca: “Nasılsınız?”

İç ve dış sesim: “Sonunda teşhisi konmuş:) Uzun zamandır dönüp dolaştığımız yere geldik: Fibromiyalji”

Arda Hoca: “Eşimde de geçen kış ortaya çıktı.”

İç sesim: “Hiçbir şey rastlantı değil belki de!!!!”

Dış sesim: “Aaa yalnız bu nasıl bir tesadüftür!”

Arda Hoca: “Evet! … Şimdi şöyle bir program izleyelim; … … ………”

Teşhisi konmuş olmanın bir yanı buruk mutluluğu içinde hastalığın kendisine bir şarkı bile buldum ve duruma uyarladım:) ; “Gel tanışalım önce, ben kısaca FM, ama sen bana uzun uzun Fibromiyalji de…” Çok da sevdiğim bir şarkısıdır Feridun Düzağaç’ın, dinlemek isteyenler için şarkı buradadır.

Ne dersiniz, bu diyalog çokgeni bir kitap olsaydı sonu nasıl olurdu?:) Umuyorum ki sonu aynen böyle olsun ve giderek hayatımda ağrıdan sızıdan ve yanmadan eser kalmasın, hareket engellerim olmasın. Tüm bu süreçten geriye kalan özellikle tendinitin tedavisi konusunda neredeyse ortopediste kafa tutacak düzeyde ki bilgim ve arasında maymuna döndüğüm bu trajikomik diyaloglar olsun.

Not: Son yazımı yayınladıktan birkaç gün sonra çok şiddetli ağrılarım başladığı için ne gelen yorumlara ne de mail’lere cevap yazamadım. Ne olur kusuruma bakmayın…

Fibromiyalji ile ilgili detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz, dil İngilizce, ancak çok iyi bir kaynak.

Sevgilerimle,

Uyarlama: Good Food Magazine, Ağustos 2009, Emma Lewis

“Tereyağından nasibini bolca almış olması sebebi ile ağızda dağılan, dağılmakla kalmayıp, eriyen, un ufak olan ve her bir ısırıkta istemsiz olarak gülümseten meşhur İskoç bisküvileri nam-ı diğer “shortbread” O ve O’nun işyerinde ki pek çok kadın ve erkek tarafından test edilip onaylandı:) Shortbread hamurunu hem bisküvi için, hem de tart ve/ya cheesecake tabanı için kullanabilirsiniz. Bu yılbaşı benim “edible” yani yenilebilen hediyelerim arasında olacak kendileri, muazzam lezzetli ve yapımı çok kolay.”

Servis: 24 dilim

Malzemeler:

  • 300 gr tuzsuz tereyağ, oda sıcaklığında yumuşamış
  • 140 gr toz şeker + 4 tablespoon
  • 300 gr un
  • 140 gr pirinç unu
  • 5 ml, 1 teaspoon vanilya özü
  • bir çimdik tuz

Hazırlanışı:

  1. Yumuşamış tereyağ ve 140 gr şekeri robotun içine koyarak -metal bıçağını kullanın- kremamsı bir hal alana dek çalıştırın.
  2. Sonra içine un, pirinç unu, vanilya özü ve tuzu da ekleyerek karışım bir araya gelene dek çalıştırın. Hamur içinde yumurta olmadığından kolayca bir araya gelmeyecek ve elinizde ufalanacaktır, dert etmeyin, hamuru robottan çıkarıp temiz bir yüzeyde bir miktar yoğurun ve olabildiğince bütün hale getirin.
  3. 20 x 30 x 4 cm ebatlarında ki bir fırın tepsisinin içine pişirme kağıdı koyun ve hamuru tepsinin içinde, aşağı yukarı aynı ebatlarda olacak şekilde ellerinizle dikdörtgen formuna getirin.
  4. Tepsinin üzerini sıkıca strech’leyin ve buzdolabında en az birkaç saat önerim 1 gece olacak şekilde dinlendirin. Maksimum 2 güne kadar buzdolabında saklayabilirsiniz.
  5. Pişireceğiniz zaman fırını 180 C dereceye ayarlayın.
  6. Tepsinin üzerindeki strech’i çıkarın. Hamurun üzerinde çatal yardımıyla delikler açın, delikler bütün hamurda olmalı ancak çok çok sık olmasın.
  7. Geri kalan 4 tbsp toz şekeri de hamurun üzerine serpin.
  8. 180 C derecede ki fırında yaklaşık 20 – 25 dakika kadar pişirin.
  9. Piştikten sonra fırından çıkarın ve tepsinin içinde soğumaya bırakın. Sıcakken hamur yumuşak olur ve pişmemiş gibi gelebilir ancak bu sizi yanıltmasın çünkü hamur soğuduğunda sertleşecektir.
  10. Shortbread hamurunuz tamamen soğuduğunda büyük ve oldukça keskin bir bıçakla -şef bıçağı kullanın- dilimleyin. Bu bisküvileri hava geçirmez saklama kaplarında 1 haftaya kadar saklayabilirsiniz. Afiyet olsun:)